Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların yemyeşil, bereketli çayırlarında, bembeyaz yünleriyle pırıl pırıl parlayan Pamuk adında minicik, sevimli bir kuzu yaşarmış. Pamuk'un gözleri gökyüzü gibi masmavi, kulakları küçücük ve pembe, yüreği ise yeryüzündeki tüm sevgiyi taşırmış. Gün boyu çayırlarda koşup oynamış, annesinin peşinden ayrılmamış, yeni filizlenen otları afiyetle yemiş. Akşam olunca da, diğer tüm kuzular gibi annesinin sıcaklığına sokulmuş, uyumaya hazırlanmış. Ama o gece, nedense Pamuk'un uykusu bir türlü gelmemiş. Yatağında dönmüş durmuş, kuzular usulca melerken o hala gözleri açık, tavanı seyrediyormuş. Uyku perisi sanki onu es geçmiş, tatlı rüyalar diyarı çok uzaklarda kalmış gibi hissetmiş Pamuk.

Pamuk, yavaşça kalkmış yumuşacık yatağından, pencereye sokulmuş. Dışarıda hafif bir rüzgar, ağaçların dallarını nazikçe sallıyormuş, yapraklar birbiriyle fısıldaşıyormuş. "Ey tatlı rüzgar," demiş Pamuk fısıltıyla, sesi uykusuzluktan biraz hüzünlüymüş. "Neden benim uykum gelmiyor? Diğer tüm kuzular mışıl mışıl uyurken ben hala ayaktayım. Bana bir ninni fısıldasan da, bu küçük kuzu da mışıl mışıl uyusa, tatlı rüyalara dalıp gitse." Rüzgar, Pamuk'un penceresinden içeri süzülmüş, onun bembeyaz yünlerini okşamış usulca. Dalları hışırdatarak, sanki uykuya dalan bir bebeğe şarkı söylermiş gibi, tatlı bir melodi mırıldanmış. "Huuuşşş, huuuşşş," dermiş gibi, "Uykuya dal, küçük kuzu, dinlen yavaşça, düşler diyarına git şimdi." Rüzgarın bu nazik fısıltısı, Pamuk'un içini bir nebze olsun rahatlatmış.

Pamuk ve Rüzgarın Ninnisi

Rüzgarın ninnisi hoşuna gitmiş gitmesine ama Pamuk'un gözleri hala tamamen kapalı değilmiş. Uykunun ağırlığını henüz tam olarak hissetmiyormuş. Bu sefer bahçedeki pırıl pırıl akan dereye doğru yürümüş yavaşça. Dere, ay ışığında gümüş gibi parlıyor, taşlara çarpa çarpa neşeyle şarkı söylüyormuş. Şırıl şırıl sesi, gecenin sessizliğini bozmadan etrafa huzur saçıyormuş. "Ey neşeli dere," demiş Pamuk, dere kenarına oturarak. "Senin sesin ne kadar huzurlu ve serinletici. Sanki tüm dertleri alıp götürüyor. Bana da uyku getiren bir şarkı söyler misin? Belki senin melodinle benim de uykum gelir." Dere, Pamuk'un sesini duymuş gibi, şırıl şırıl akışını daha da yavaşlatmış, sanki Pamuk için özel bir melodi çalmış. Suyun sesi Pamuk'un içini serinletmiş, içini tatlı bir huzurla doldurmuş. Sanki dere, "Dinle beni küçük dostum, bırak suyun sesi seni sarıp sarmalasın, uykunun kollarına bıraksın," dermiş gibi akıyormuş.

Dere kenarında oturmuş Pamuk, suyun sakin sesini dinlerken gözleri yavaşça kapanır gibi olmuş. Gecenin serin havası, derenin dingin sesi, onu iyice mayıştırmış. Ama hala tamamen uyuyakalmamış. Başını gökyüzüne kaldırmış. Orada sayısız yıldız, pırıl pırıl göz kırpıyormuş. Her biri minik bir elmas gibi, karanlık gökyüzünü aydınlatıyormuş. "Ey ışıklı yıldızlar," demiş Pamuk, gökyüzüne bakarak. "Siz ne kadar uzaktasınız ama ne kadar da parlaksınız. Sanki bana gizemli hikayeler fısıldıyorsunuz. Bana da uyku getiren bir ışık gönderir misiniz? Belki sizin ışıltınız beni uykuya davet eder." Yıldızlar, gökyüzünde daha da parlak parıldamış, her biri Pamuk'a sanki "Huzur içinde uyu, biz seni koruruz, rüyalarına ışık oluruz," dermiş gibi ışıklarını saçmışlar. Onların parıltısı, Pamuk'un kalbine sıcak bir his vermiş, içini umutla doldurmuş.

Dere Kenarında Huzur Bulan Pamuk

Pamuk, rüzgarın ninni fısıltısını, derenin sakin şarkısını ve yıldızların ışıltılı sözlerini içine çekmiş. Yavaş yavaş anlamış ki, uykuya dalmak için dışarıdan mucizevi bir şey beklemesine gerek yokmuş. Huzur, zaten her yerdeymiş; rüzgarın nazik fısıltısında, derenin dingin şırıltısında, yıldızların pırıltısında ve en önemlisi kendi kalbinin en derin köşesinde. Gecenin bu sakinliğinde, doğanın her bir sesinde ve ışığında kendi iç huzurunu bulmuş. Derin bir nefes almış, göz kapakları ağırlaşmış, yünleri yumuşacık bir bulut gibi sarmış onu. Artık yatağına dönme isteği de kalmamış, olduğu yerde, doğanın kucağında uykuya teslim olmaya hazırmış.

Gözlerini kapadığında, rüzgarın ninni fısıltısı, derenin sakin şarkısı ve yıldızların ışıltısı birleşmiş, Pamuk'un kulağında tatlı, büyülü bir melodiye dönüşmüş. Artık hiçbir şeyi düşünmüyormuş, ne uykusuzluğunu ne de başka bir şeyi. Sadece bu huzurlu sesleri dinleyerek, annesinin sıcak kucağındaymış gibi güvende ve huzurlu hissediyormuş. Uykunun yumuşak kolları onu yavaşça sarmalamış, tatlı rüyalar diyarına doğru, bulutların üzerinde süzülür gibi yolculuğa çıkarmış. Pamuk, şimdiye dek hiç bu kadar dingin, hiç bu kadar mutlu hissetmemiş.

Yıldızların Işığında Uyuyan Pamuk

Pamuk, o gece rüyasında yemyeşil çayırlarda koşmuş, rengarenk kelebeklerle oynamış, güneşin altında mışıl mışıl uyumuş, sonra tekrar uyanıp masmavi gökyüzünü seyretmiş. Uyandığında kendini dinlenmiş ve yenilenmiş hissetmiş. Ve böylece, küçük kuzu Pamuk, uykuya dalmanın en güzel yolunu, huzuru kendi içinde ve doğanın şefkatli kucağında bulmayı öğrenmiş. Bu masal da burada bitmiş, dileyelim ki bu huzur, tüm minik kalplere yayılsın, tatlı uykular getirsin, masallar hiç bitmesin.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Keloğlan ve Akıl

Keloğlan ve Akıl

Keloğlan'ın zekasıyla Padişah'ın bilmece gibi sorusuna verdiği akıllıca cevapla en akıllı kişi seçilmesini anlatan geleneksel bir Türk masalı.