Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların yemyeşil ormanlarında, kışın en soğuk günlerinde bile düşleri bahar kokan bir sincap yaşarmış. Adı Fındık’mış. Fındık, koca kış boyunca sıcacık kovuğunda uyuklamış, arada bir uyanıp biriktirdiği fındıklardan yemiş, penceresinden dışarıya bakıp bembeyaz kar örtüsünü seyretmiş. Ama en çok, baharın geleceği günü düşlemiş. O günlerin gelmesi için öyle sabırsızlanmış ki, neredeyse tüm kış boyunca içinden 'Ne zaman gelecek bahar, ne zaman?' diye mırıldanıp durmuş.
Bir sabah, Fındık uyanmış. Burnuna taze toprak kokusu gelmiş. Sanki uzaktan, minik kuşların cıvıltıları duyulmuş. Pofuduk kuyruğunu sallaya sallaya dışarıya bir bakmış, ne görsün? Güneş, pamuk gibi bulutların arasından nazlı nazlı gülümsemiş. Kışın gri örtüsü yavaşça aralanmaya başlamış. Toprağın uyanışını haber veren minik bir kardelen başını kaldırmış, sanki Fındık'a göz kırpmış. Fındık, sevinçle zıplayarak ağacından inmiş. 'Bahar mı geliyor yoksa?' diye fısıldamış kendi kendine. Rüzgar, nazikçe yaprakların arasından geçmiş, sanki ona 'Evet, evet!' diye ninni fısıldamış.

Fındık, ormanda dolaşmaya başlamış. Dere, kış boyunca buz tutmuş yatağında şimdi neşeyle şırıl şırıl şarkı söylemiş. Minik kurbağalar, uykularından uyanmış, vıraklayarak dere kenarına toplanmışlar. Fındık, yolda yaşlı Baykuş Bilge'ye rastlamış. Baykuş Bilge, her şeyi bilen, her şeyi gören bir baykuşmuş. 'Günaydın Baykuş Bilge!' demiş Fındık neşeyle. 'Bahar mı geldi, yoksa ben mi hayal görüyorum?' Baykuş Bilge, koca gözlerini yavaşça açmış, 'Sabırla bekleyenin dileği gerçek olur Fındık. Bak bakalım etrafına, uyanışın seslerini duyuyor musun?' demiş bilgece. Fındık daha dikkatli bakmış, her yerde minik filizler topraktan başını uzatmış, kuşlar ağaç dallarında yuva yapmaya başlamış.

Biraz sonra, koca ayıcık Balcan da mağarasından uykulu gözlerle çıkmış. Esnemiş, gerinmiş. 'Ohh, mis gibi hava!' diye mırıldanmış. 'Kış uykusu pek tatlıydı ama baharın neşesi bambaşka!' Ormanın her köşesinde bir hareketlilik başlamış. Ağaçlar, taze yeşil yapraklarını tomurcuklamış, rengarenk çiçekler birbiri ardına açmış. Mis kokular ormanı sarmış. Arılar vızır vızır uçuşarak çiçeklerden bal toplamaya başlamışlar. Kelebekler, narin kanatlarıyla havada süzülmüş, sanki baharı dans ederek kutlamışlar. Fındık, minik elleriyle taze filizlere dokunmuş, soğuktan sonra gelen bu sıcaklığı içinde hissetmiş. Her yer cıvıl cıvıl, her yer capcanlı olmuş.

Fındık, o gün ormanda en mutlu sincapmış. Anlamış ki, her kışın sonu baharmış, her bekleyişin sonunda güzel bir başlangıç varmış. Orman, kışın sessizliğinden sıyrılıp rengarenk bir şölene dönüşmüş. Kuşlar şarkı söylemiş, dereler coşkuyla akmış, ağaçlar dans etmiş. Fındık da onlara katılmış, en sevdiği fındıkları toplamış, arkadaşlarıyla neşe içinde koşturmuş. İşte böyledir çocuklar, bahar geldiğinde orman, bin bir renge bürünür, bin bir sesle şenlenir. Ve bu masal da burada biter, kalpleri bahar sevinciyle doldurur.