Bir varmış bir yokmuş. Çok uzak diyarlarda değil, yemyeşil çayırların bol olduğu bir köyde, pırıl pırıl güneşli bir yaz sabahıydı. Küçük Elif, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle uyandı. Hemen fırladı yatağından.
Elif'in üzerinde kırmızı, puantiyeli elbisesi vardı. Saçları iki yandan örgülüydü, uçlarında pembe kurdeleler sallanıyordu. Yanakları al al, gözleri pırıl pırıldı. O gün çok mutluydu.
Elif, köyün neşeli çayırına doğru koştu. Çayırda rengarenk çiçekler açmıştı. "Şırıl şırıl" akan dere kenarına gitti. Minik ellerini suya soktu. Su ne kadar da serindi!
Elif, dere kenarında dolaşırken, gözüne ağacın dibinde parlayan bir şey takıldı. "Aaa! Ne kadar da parlak!" diye mırıldandı. Merakla yaklaştı. Yere eğildi. Bu, kocaman, ışıl ışıl bir çilekti! Daha önce hiç bu kadar büyük bir çilek görmemişti. Sanki bir top gibiydi.
Tam o sırada Can koşarak geldi. Üzerinde eski, yeşil bir şort, tişörtü de biraz yırtıktı. Saçları karmakarışıktı, gözleri hep yaramaz yaramaz bakardı. Can, çileği görür görmez gözlerini kocaman açtı.
Can, "O çilek benim!" diye bağırdı. "Ben onu dün oraya saklamıştım! Onu ben buldum!"
Elif şaşırdı. "Hayır, ben buldum! Hem sen niye saklayasın ki?" diye sordu. "Bu benim!"
Can, "Bana ne! Ver onu bana!" dedi ve çileği Elif'in elinden kapmaya çalıştı. "Hapır hupur" yemek istiyordu. İkisi çileği çekiştirmeye başladı. "Hıh! Bırak!" diye bağırdı Elif. "Çatır çutur" bir ses duyuldu sanki çilek ikiye ayrılacaktı.
Ağacın tepesinden bilge bir baykuş seslendi: "Hoo-hoo! Ne oluyor burada? Bu gürültü de neyin nesi?"
Baykuş Amca'nın tüyleri bembeyazdı, gözleri kocaman ve akıllı akıllı bakıyordu. Boynunda küçük, gümüş bir anahtar asılıydı. Elif, "Baykuş Amca, ben buldum. Ama Can benden almak istiyor," dedi.
Can, "Yalan söylüyor! Benim çileğim o!" diye itiraz etti. Ama sesi titremişti. Baykuş Amca, "Her şeyi gördüm," dedi. "Elif, sen dürüst davrandın. Can, sen yalan söyledin ve açgözlü davrandın. Bu hiç de güzel değil."
Can'ın yanakları kıpkırmızı oldu. Başını öne eğdi. "Özür dilerim," diye fısıldadı. "Çok büyük görünüyordu, çok yemek istedim. Beni affet Elif."
Elif gülümsedi. "Can, istersen onu bölüşebiliriz," dedi. "Yarısı sana, yarısı bana."
Can'ın gözleri sevinçle parladı. "Gerçekten mi?" Elif çileği dikkatlice ikiye böldü. "Tak!" diye bir ses çıktı. Bir yarısını Can'a uzattı. İkisi de çileklerini "Mmm, çok lezzetli!" diyerek afiyetle yediler.
O günden sonra Can, Elif'e bir daha hiç yalan söylemedi. Paylaşmanın ne kadar güzel olduğunu anladı. Elif ile Can hep dürüst ve cömert oldular. Güneşli yaz sabahları da onlara hep gülümsedi. Mutlu mesut yaşadılar.
...ve masal burada bitti.