Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, gökyüzünün en yumuşak, en pamuk bulutlarla çevrili köşesinde, pırıl pırıl yıldızların ve usul usul yüzen galaksilerin arasında Uykucu Yıldız isminde minicik, tombul bir yıldız yaşarmış. Uykucu Yıldız'ın uykusu pek tatlıymış, yeryüzündeki en şirin bebeklerden, en tembel kediciklerden bile tatlı. Öyle ki, gözlerini açmaya üşenir, sık sık tatlı bir rüyaya dalıverirmiş. Sabah olmuş, akşam olmuş, bazen haftalar geçmiş, o mışıl mışıl uyurmuş. Diğer yıldız kardeşleri neşeyle dans edip pırıl pırıl yanarken, Uykucu Yıldız'ın ışığı gittikçe soluklaşırmış, adeta bir mum alevi gibi titrermiş.
Ay Dede, gökyüzünün en bilge sakiniymiş. Beyaz sakalları, gümüş rengi kaşları varmış ve her gece yeryüzünü, gökyüzünü gözler, her canlının halini sorarmış. Bir gece, Uykucu Yıldız'ın neredeyse görünmez hale gelen soluk ışığını fark etmiş, endişeyle kaşlarını çatmış. "Ah, Uykucu Yıldız," demiş nazikçe ama sesi biraz da hüzünlüymüş, "sen böyle uyursan, yeryüzüne ışık kim gönderecek? Geceler karanlıkta kalır, çocuklar uyumaya korkar, yolcular yollarını şaşırır." Uykucu Yıldız, Ay Dede'nin sesini rüyasında duyar gibi olmuş, bir o yana dönmüş bir bu yana. Gözlerini aralamaya çalışmış ama uykusu onu sıkıca tutmuş, minicik göz kapakları sanki kurşun gibi ağırlaşmış. İçinden bir ses "Biraz daha..." diye fısıldamış.

Ay Dede'nin üzüntüsü artmış. Rüzgar Anne'ye seslenmiş: "Rüzgar Anne, Rüzgar Anne! Uykucu Yıldız'ı uyandırır mısın? Yeryüzü ondan gelen ışığı hasretle bekler." Rüzgar Anne, usulca kanatlarını çırpmış, Uykucu Yıldız'ın etrafında tatlı fısıltılarla dönmüş. "Uykucu Yıldız, uyan artık güzel yıldız," diye ninni gibi fısıldamış. "Yeryüzündeki papatyalar seni özler, uyuyan kuşlar senin ışığınla düş kurar, gecenin sessizliği senin parıltını bekler." Uykucu Yıldız, Rüzgar'ın serin ve nazik dokunuşuyla hafifçe titremiş. İçinden bir ses daha güçlü bir şekilde, "Hadi, uyan! Bir görevin var!" demiş. Zorlanmış ama minicik göz kapaklarını nihayet aralamış.
Etrafına bakmış. Gökyüzü gerçekten de alışık olduğundan daha karanlıkmış. Diğer yıldızlar ona sevgiyle bakıyor, pırıl pırıl göz kırpıyor, sanki onu destekliyormuş. Yeryüzünden incecik, cılız bir ışık süzülüyormuş, sanki çocuklar gökyüzüne bakıp onu arıyor, "Nerede bizim Uykucu Yıldız'ımız?" diye mırıldanıyormuş. Uykucu Yıldız anlamış. Herkesin bir görevi varmış. Herkesin bir parıltısı, bir vazifesi varmış. Onun da diğer yıldızlar gibi parlaması, ışık saçması, karanlık geceleri aydınlatması gerekiyormuş. Bu görevi yapmak için uykusundan fedakarlık etmesi, belki de uykusunu biraz daha düzene sokması gerekiyormuş. Derin bir nefes almış, minicik kalbi heyecanla pır pır atmaya başlamış. İçinde yepyeni bir enerji uyanmış.

Sonra tüm gücüyle, tüm isteğiyle parlamaya başlamış. Önce hafif bir ışıltı, sanki uykudan yeni uyanmış bir gözün ilk parıltısı gibi... Sonra gittikçe güçlenen, etrafı aydınlatan, sıcacık ve güven veren bir ışık... Uykucu Yıldız uykusundan tamamen sıyrılmış, gözleri yıldız gibi ışıl ışıl parlamış. Neşe içinde, mutlulukla dönmeye başlamış. Onun ışığıyla birlikte gökyüzü birdenbire daha da aydınlanmış, diğer yıldızlar daha bir coşkuyla parlamış, sanki birlikte bir melodi çalıyormuş. Yeryüzünden yükselen sevinç sesleri, çocukların şen kahkahaları duyulmuş. Artık geceler karanlık değil, Uykucu Yıldız'ın ışığıyla bezenmiş, huzurlu ve umut doluymuş. Ay Dede de sevinçle gülümsemiş, "İşte bu!" demiş. "Herkes kendi ışığını saçınca dünya ne kadar güzel olurmuş. Herkesin bir parıltısı varmış, yeter ki onu göstermek istesin."

Uykucu Yıldız o günden sonra ne çok uyumuş, ne de hiç uyumamış. Görevini bilmiş, hem dinlenmiş hem de ışığını yeryüzünden esirgememiş. Her gece tam zamanında uyanır, ışığını yeryüzüne gönderirmiş. Böylece gökyüzü hep aydınlık, geceler hep huzurlu ve yıldızların şarkısı hiç susmamış. Bu masal da burada bitmiş, dileyen herkese tatlı uykular, aydınlık geceler ve kalbinde parlayan bir umut getirmiş.