Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Dağların ardında, derelerin kenarında, yemyeşil otlarla bezenmiş, türlü çiçeklerle süslenmiş bir orman varmış. Bu ormanın derinliklerinde, toprağın altında, dalların ve yaprakların koruduğu sıcacık bir yuvada yaşayan minik bir tavşan ailesi varmış. Ailenin en küçüğü, bembeyaz tüyleri pamuk gibi yumuşacık, gözleri inci gibi parlayan, minicik burnuyla sürekli etrafı koklayan Minik Tavşan Pofuduk'muş. Pofuduk, bu sabah gözlerini açmış, kalbi minik bir kuş gibi pır pır ediyormuş. Çünkü bugün onun için sıradan bir gün değilmiş; bugün Pofuduk'un ilk kez yuvasından çıkıp, o koca, gizemli dünyayı keşfedeceği ilk günmüş. İçinde hem tatlı bir heyecan hem de minicik bir merak taşıyormuş.
Annesi, Pofuduk'un bu hallerini görmüş, şefkatle başını okşamış. 'Minik yavrum,' diye mırıldanmış, sesi bir ninni gibiymiş, 'Bugün senin için büyük bir gün. Dışarısı çok güzel, rengarenk çiçeklerle, şırıldayan derelerle dolu. Ama unutma, bilmediğin şeyler de var. Her zaman kalbinin sesini dinle, etrafına iyi bak ve her adımını dikkatle at.' Pofuduk başını sallamış, annesinin her kelimesini kalbine yazmış. Minik burnuyla tekrar etrafı koklamış, yuvanın girişinden içeri süzülen güneşin ışıkları, ona 'Gel, gel! Seni bekliyorum!' diye çağırıyormuş sanki. Pofuduk, annesinin güven veren patilerinin arkasından usulca yuvasından dışarı süzülmüş, minik kalbi neşeyle çarpmış.

Vay canına! Dışarısı yuvanın içinden hayal ettiğinden çok daha büyük, çok daha canlıymış! Uzun, yaşlı ağaçlar göğe doğru uzanmış, dalları rüzgarın fısıltısıyla tatlı tatlı ninni söylüyormuş gibiymiş. Minik dere şırıl şırıl akarak, sanki neşeli bir şarkı mırıldanıyormuş. Pofuduk, yeşil otların arasında zıplamış, her adımında farklı bir çiçeğin kokusunu almış, yeni seslerle tanışmış. Gözleri hayranlıkla açılmış. Rengarenk bir kelebek pır pır kanat çırpmış, Pofuduk'un minik burnuna usulca konmuş, sonra neşeyle uçup gitmiş. 'Merhaba dünya!' diye fısıldamış Pofuduk, sesi heyecandan titriyormuş, sanki tüm orman onu duyuyormuş gibiymiş.
Pofuduk, minik adımlarla ilerlerken, az ileride, yaşlı bir meşe ağacının tepesinden meraklı gözlerle onu izleyen bir sincap görmüş. Sincap, parlak gözleriyle Pofuduk'a bakmış ve 'Fındık ister misin, minik dost?' diye cıvıl cıvıl seslenmiş. Pofuduk önce biraz ürkmüş, kulaklarını iyice dikmiş, ne yapacağını bilememiş. Ama sincabın gözlerindeki sıcaklığı, sesindeki dostluğu hemen fark etmiş. 'Teşekkür ederim,' demiş Pofuduk, 'Ben Pofuduk. Bugün ilk kez dışarıdayım ve her şey çok yeni.' Sincap gülmüş, kuyruğunu sallayarak aşağıya inmiş. 'Ben de Fındık. Korkma, bu orman dostluklarla dolu. Gel, sana en tatlı fındıklarımdan vereyim,' demiş. Birlikte biraz fındık yemişler, Pofuduk yeni arkadaşının ormandaki maceralarını, bilgeliklerini dikkatle dinlemiş, kalbi ısınmış.

Pofuduk, Fındık'la vedalaşıp yoluna devam etmiş. Bir yandan annesinin 'Her zaman kalbinin sesini dinle' sözlerini düşünüyormuş, bir yandan da yeni keşiflerin heyecanı sarmış içini. Her çalıya, her çiçeğe merakla bakıyormuş. Birden, uzakta, sık çalıların arasında, küçük bir kuşun çırpındığını görmüş. Kuşun minik kanadı dikenli bir dala takılmış, ne kadar uğraşsa da uçamıyormuş. Pofuduk'un kalbi sıkışmış, kuşu öyle çaresiz görünce içini bir hüzün kaplamış. Ne yapacağını bilememiş, bir an geri dönmeyi düşünmüş. Ama sonra annesinin sözleri yankılanmış kulaklarında. Pofuduk, yavaşça ve nazikçe kuşa yaklaşmış. 'Korkma, sana yardım edeceğim,' diye fısıldamış. Minik patileriyle dikkatlice dalı tutmuş, kuşun kanadını nazikçe kurtarmış. Kuş, sevinçle havalanmış, Pofuduk'un etrafında bir tur atmış, sanki ona teşekkür ediyormuş gibi, sonra neşeyle ötüp uzaklaşmış. Pofuduk'un içi huzurla dolmuş.
Pofuduk, o an anlamış. Dünya sadece büyük ve yeni değilmiş, aynı zamanda yardımseverlik ve dostluk dolu bir yer de olabilirmiş. Kendini hem cesur hem de mutlu hissediyormuş. Akşam güneşi batarken, gökyüzündeki yıldızlar birer birer belirmiş, Pofuduk'a 'Aferin!' der gibi pırıl pırıl göz kırpmış. Yuvasına dönerken adımları daha bir cesur, kalbi daha bir pır pır atıyormuş. Annesi onu yuvanın kapısında sıcak bir gülümsemeyle karşılamış, 'Nasıl geçti ilk günün, sevgili yavrum?' diye sormuş. Pofuduk, gözleri heyecanla parlayarak, 'Anneciğim,' demiş, 'Dünya çok güzelmiş! Hem de çok maceralı! Bir kuşun kanadını kurtardım, bir sincapla arkadaş oldum ve hiç korkmadım!' Annesi onu kollarına almış, sımsıkı sarılmış, 'Seninle gurur duyuyorum, minik kahramanım,' diye mırıldanmış.

İşte böylece Minik Tavşan Pofuduk, ilk gününde koca bir ders öğrenmiş, kalbine neşe ve cesaret doldurmuş. O günden sonra her gün yeni bir maceraya atılmış, ormanın en cesur ve en iyi kalpli tavşanı olmuş. Bu masal da burada bitmiş, Pofuduk'un kalbinden geçen güzellikler, tüm çocukların kalbine ışık saçmış, onlara umut ve dostluk fısıldamış.