Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, Keloğlan adında bir delikanlı yaşarmış. Anacığıyla birlikte küçük, şirin bir köy evinde otururlarmış. Keloğlan akıllı uslu bir çocukmuş ama biraz da tembelliğe meyyalmiş. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmak pek hoşuna gitmez, hep kolay yoldan zengin olmanın, hiç yorulmadan karnını doyurmanın hayallerini kurarmış. Anacığı her sabah, "Oğul Keloğlan," diye seslenirmiş, "Emek olmadan yemek olmaz, alın teri dökmeden bolluk bulunmaz." Keloğlan başını sallar, yine de gönlünden kolay yoldan zengin olmayı geçirirmiş.

Bir gün köy kahvesinde oturan yaşlılardan bir masal dinlemiş. Masala göre, uzaaak bir ormanın derinliklerinde, kimsenin bilmediği bir yerde, öyle büyük bir hazine varmış ki, bulanın yedi sülalesi zengin olurmuş. Keloğlan'ın gözleri parlamış, kalbi pır pır atmış. "İşte bu benim fırsatım!" diye düşünmüş. Annesinin sözlerini unutmuş, hemen hazırlığını yapıp yola düşmüş. Anacığı pencereden el sallarken, Keloğlan'ın aklında sadece o parlayan hazine varmış. Yola koyulur koyulmaz, sabah güneşi yanaklarını okşamış, kuşlar ona neşeli şarkılar söylemiş.

Keloğlan'ın Hazine Yolculuğu Başlıyor

Keloğlan ormanın patika yollarında ilerlemiş. İlk başta her şey yolundaymış, ağaçlar gölge salmış, çiçekler renk renk açmış. Ama yol uzadıkça zorluklar başlamış. Önüne kocaman bir dere çıkmış, köprüsü de yıkık dökükmüş. Keloğlan oflamış, puflamış. "Şimdi ben ne yapacağım?" diye mırıldanmış. Rüzgar dalların arasından fısıldamış adeta: "Emek ver Keloğlan, emek ver!" Keloğlan biraz düşünmüş, sonra omuzlarını silkmiş. Yapacak başka bir şey yokmuş. Koca kütükleri taşımış, devrilmiş dalları bir araya getirmiş, taşları özenle dizmiş. Alnından terler akmış, elleri nasır tutmuş. Ama sonunda köprüyü tamamlamış. Yorgun ama gururluymuş. Dere şırıl şırıl akarak ona teşekkür etmiş.

Yoluna devam etmiş. Bu kez önünü dikenli çalılar bürümüş. Geçmek imkansız gibiymiş. Keloğlan yine pes etmek istememiş. Cebindeki küçük bıçağıyla yavaş yavaş çalılıkları temizlemiş. Her bir dikene karşı gösterdiği çaba, onu daha da güçlendirmiş. Güneş tepeden ışıklar saçmış, sanki ona yol gösteriyormuş. Uzun bir yolculuğun ardından, ormanın en kuytu köşesinde, yemyeşil bir bahçeye varmış. Bahçenin ortasında, bembeyaz sakallı, nur yüzlü bir Dede çalışıyormuş. Dede toprağı sevgiyle okşuyor, fideleri nazikçe suluyormuş.

Emek Veren Keloğlan

Keloğlan Dede'nin yanına varmış, nefes nefese: "Dede," demiş, "Burada büyük bir hazine varmış, bana yerini söyler misin?" Dede gülümserken Keloğlan'a bakmış. Gözleri pırıl pırılmış. "Evladım," demiş, "En büyük hazineyi sen az önce buldun aslında. Bak şu bahçeye. Her bir domates, her bir salatalık, her bir çiçek benim alın terimle, emeğimle büyüdü. İşte benim hazinem bu. Toprağın bereketi, emeğin karşılığıdır. Hiçbir hazine, kendi ellerinle kazandığın kadar tatlı değildir." Keloğlan Dede'nin sözlerini dikkatle dinlemiş. O an, ormandaki o yorgunlukları, köprü yaparken dökülen terleri, çalılıkları temizlerken hissettiği azmi hatırlamış. Kalbinde bir aydınlanma olmuş.

O gün Keloğlan, Dede ile birlikte bahçede çalışmış. Kürek sallamış, ot yolmuş, su taşımış. Akşam olunca bedeni yorgunmuş ama ruhu huzurluymuş. Hiç bu kadar mutlu hissetmemiş. Dede'ye teşekkür edip evine dönmüş. Ertesi sabah bambaşka bir Keloğlan uyanmış. Annesi şaşkınlıkla bakakalmış. Keloğlan hiç söylenmeden küreğini almış, kendi bahçelerine koşmuş. Toprağı kazmış, tohum ekmiş, fideler dikmiş. Güneşle uyanmış, güneşle batmış. Annesinin de yardımıyla, o küçük bahçe kısa sürede yeşermiş, çeşit çeşit meyveler, sebzeler vermiş. Keloğlan ve anası artık bolluk içinde yaşarmış.

Gerçek Hazineyi Bulan Keloğlan

Keloğlan öğrenmiş ki, gerçek hazine altın ve gümüş yığınlarında değil, insanın kendi alın terinde, gösterdiği çabada ve emeğin sonunda tattığı o eşsiz mutluluktaymış. Emekle yoğrulmuş her lokma, en tatlı baldan daha kıymetliymiş. Keloğlan'ın bu güzel dersi, dillere destan olmuş. İşte böylece, Keloğlan’ın alın teriyle yazdığı bu masal da burada bitmiş, dileyenlere ders, dinleyenlere umut olmuş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Minik Pilot

Minik Pilot

Minik Pilot Can'ın hayallerinin peşinden koştuğu, yüreğindeki sevgi ve umutla gökyüzüne yükseldiği geleneksel Türk masalı.