Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş, her köşesi bereket fışkıran şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde Elif adında, gözleri gökyüzü gibi pırıl pırıl, yüreği bahar güneşi gibi sıcacık bir kız çocuğu yaşarmış. Elif, toprağın kokusunu, çiçeğin rengini, kuşun sesini ayrı ayrı sever, doğanın her halini büyük bir merakla, derin bir sevgiyle izlermiş. Hele de köyün meydanında dimdik duran, dalları göğe uzanan koca çınarı, tıpkı kendi büyümüş, sırlarını paylaştığı bir arkadaşı gibi görürmüş.

Günlerden bir gün, yazın sıcaklığı yavaş yavaş çekilmiş, havalar serinlemeye başlamış, sabahları otların üzerine inci taneleri gibi çiy düşermiş. Hırçın rüzgarların yerini tatlı esintiler almış, sonbahar gelmiş, kendini tüm ihtişamıyla göstermiş. Koca çınarın yemyeşil, canlı yaprakları bir bir sarıya, turuncuya, hatta en güzel kızıl renklere bürünmüş. Elif, bu renk cümbüşünü hayranlıkla seyretmiş. Sanki çınar ağacı, her yıl değişen, en güzel ve gösterişli elbisesini giymiş de büyük bir şenliğe hazırlanıyormuş gibiymiş.

Fakat bir öğleden sonra, Elif penceresinden dışarı bakmış ki ne görsün! Çınarın en güzel, en parlak yaprakları, rüzgarın usulca fısıltısıyla dallarından bir bir ayrılıp, havada zarifçe süzülerek toprağa düşmeye başlamış. Elif’in minik yüreği ansızın burkulmuş. "Aman Allah'ım, neden gidiyorlar?" diye mırıldanmış. En sevdiği yapraklar, sanki ondan habersiz, geri dönmeyecekleri uzun bir yolculuğa çıkıyormuş gibi gelmiş ona. Gözleri dolmuş, minicik elleriyle pencerenin camına dokunmuş, hüzünlenmiş. Bu kadar güzel yapraklar neden düşermiş ki, neden vedalaşırmış dallarıyla?

Elif ve Dökülen Yapraklar

Elif'in bu düşünceli ve mahzun halini gören ninesi, sıcacık yanaklarından öperek yanına gelmiş. Ninesinin eli, Elif’in saçlarını okşamış, şefkatli sesiyle sormuş: "Ne oldu benim kuzuma, neden böyle derince, mahzun mahzun bakarsın?" Elif, titrek parmağıyla dökülen yaprakları göstermiş. "Ninem," demiş, sesi incecik, "bak! Çınar ağacımın yaprakları hep birden gidiyor. Onlar giderse, çınar ağacı yalnız kalmaz mı? Ben de onları çok özlerim, bir daha hiç göremem diye korkarım," demiş, küçük kalbi sıkışarak.

Ninesi, Elif’in elini avucuna almış, derin bir nefesle gülümsemiş. "Ah benim canım Elif'im," demiş şefkatle, "Yapraklar gitmezler ki, onlar sadece bir yolculuğa çıkarlar. Tıpkı kış uykusuna yatan ayılar gibi, toprağın sıcacık, korunaklı kucağına girerler. Orada baharın müjdesini beklerler. Rüzgar onlara nazikçe ninni fısıldar, köyün deresi şırıl şırıl şarkılar söyler, güneş de yanaklarına bir veda öpücüğü kondururmuş. Onlar, toprağı besler, ona güç verir, onu zenginleştirirmiş. Böylece bahar geldiğinde, çınar ağacımız yeniden yemyeşil, pırıl pırıl, capcanlı yapraklarla uyanırmış, eskisinden de güçlü ve güzel olurmuş."

Ninesinin bilge sözleri, Elif’in içini pırıl pırıl bir ışıkla ısıtmış. Gözlerindeki hüzün yavaşça kaybolmuş, yerini büyük bir anlayışa ve meraklı bir ışığa bırakmış. Demek ki yapraklar yok olmuyormuş, sadece bir dönüşüm geçiriyormuş. Bir sona ermiyor, yeni bir başlangıca hazırlanıyormuş. Elif, ninesinin sıcacık elinden tutmuş, dışarı çıkmışlar. Dökülen yaprakların üzerine bastıkça çıkan hışırtı, sanki yaprakların neşeli bir vedası, bir sonbahar şarkısı gibiymiş. Elif, yerden en güzel, en renkli bir yaprağı almış, avucunda sevmiş. Şimdi bu yapraklar ona hiç de hüzünlü gelmiyormuş, aksine bir umut ve yenilenme taşıyormuş.

Nine ve Torun, Yaprakların Dansı

Ninesi, "Her bitiş, aynı zamanda yeni bir başlangıçtır kızım," demiş, "Tıpkı bu yapraklar gibi. Onlar düşer, toprağı besler, ona can verir, ardından yeni tomurcuklara, yeni yaşam filizlerine yer açar. Doğa, bize her zaman değişimin, yenilenmenin ve sonsuz döngünün güzelliğini, sırrını anlatırmış." Elif, ninesinin bu derin sözlerini minicik aklına, sıcacık kalbine yazmış. Artık sonbahar yaprakları ona bir ayrılık değil, mucizevi bir döngünün habercisi, doğanın bitmek bilmeyen büyüsünün bir parçası gibi görünmüş. Sarı, turuncu ve kızıl tonlardaki yapraklar, sanki son bir dans ediyormuş gibi yere süzülürken, Elif de onlara tebessümle el sallamış.

O günden sonra Elif, sonbaharı daha bir sevmiş, her düşen yaprağın yeni bir bahara gebe olduğunu bilerek, doğanın bu büyük sırrına, bu eşsiz döngüsüne ortak olmuş. Köyün deresi usul usul akarken, suyun sesi ona ninelerinden duyduğu masalları, esen rüzgarın sesi ise yaprakların fısıltılarını hatırlatırmış. Gökyüzündeki bembeyaz bulutlar bile sanki bir hikaye anlatırmış Elif’e, usul usul ilerlermiş masmavi gökyüzünde.

Yeni Bir Başlangıç

Ve Elif, her sonbaharda ninesinin anlattığı bu güzel masalı hatırlamış, doğanın döngüsünü, değişimin güzelliğini, her şeyin bir sebebi olduğunu anlamış. Böylece, o küçücük yüreğiyle hayatın ve doğanın sırlarını keşfetmiş, her mevsimi ayrı bir neşeyle kucaklamış, mutlu mesut yaşamış. Bu da böylece bir sonbahar masalıymış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Küçük Kardeş Masalı

Küçük Kardeş Masalı

Küçük Can'ın kalbinin büyüklüğünü keşfettiği bu geleneksel Türk masalıyla tanışın. Minik bir kuşla kurduğu dostluk, en küçüklerin bile büyük işler başarabileceğini gösteriyor.