Bir varmış bir yokmuş, kışın en soğuk gecelerinden birinde, her yer bembeyaz karla örtülmüş. Lapa lapa yağan kar, ağaçları pamuk gibi sarmıştı. Minik Tavşan Pamuk, karın üzerinde çıtır çıtır adımlarla yürüyordu. Üzerinde mavi yünlü bir atkı vardı, kulakları bile üşüyordu. Pembe minik burnu sürekli titriyordu. Karnı da vıdı vıdı sesler çıkarıyordu.
"Off, ne kadar soğuk!" dedi Pamuk, bembeyaz tüylerini birbirine bastırarak. "Nerede bir havuç bulsam da karnımı doyursam!"
Tam o sırada, kar yığınlarının arasında, kırmızı renkli, kenarları yıpranmış bir sepet gördü. Merakla yaklaştı. İçine baktı. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Sepetin içi kıpkırmızı çilekler ve turuncu havuçlarla doluydu! Pamuk'un kalbi küt küt atmaya başladı. "Aman Allah'ım! Ne kadar çok yiyecek!"
Pamuk, sepeti alıp hemen yemek istedi. Ama sonra düşündü. "Bu sepet birine ait olmalı. Belki de bir başkası bu soğukta aç kalmıştır." Tam o an, hantal adımlarla Ayı Boz yaklaştı. Kocaman, kahverengi tüyleri kardan ıslanmıştı. Gözleri yarı kapalıydı. Hemen arkasından da Kurnaz Tilki Sinsi geldi. Kızıl tüyleri bembeyaz karın üzerinde parlıyordu. Sivri burnu havayı kokluyordu.
"Vay canına! Ne güzel bir sepet!" dedi Ayı Boz, uykulu gözlerle. "Bu benim sepetim olmalı. Ben hep yiyecek ararım, sonra da uykuya dalarım."
Tilki Sinsi hemen öne atıldı. "Hayır, hayır! Bu benim! Ben dün gece buralarda gezinirken bir sepet düşürmüştüm. İşte bu o sepet!" dedi, ince bacaklarını sallayarak.
Pamuk, iki arkadaşına baktı. "Hayır arkadaşlar," dedi. "Bu sepetin kime ait olduğunu bilmiyoruz. Belki de gerçekten birinin kaybolan sepetidir. Bulup sahibine vermeliyiz."
Ayı Boz homurdandı. "Ama ben çok açım! Gırgır sesler çıkarıyor midem!"
Tilki Sinsi sinsi sinsi gülümsedi. "Bence biz bu sepeti üçe bölelim, olsun bitsin." Ama gözleri sepetin en büyük havuçlarındaydı. Pamuk, Sinsi'nin açgözlü bakışlarını fark etti.
"Hayır," dedi Pamuk kararlı bir sesle. "Dürüst olmalıyız. Bu sepetin gerçek sahibini bulacağız." Sepetin dibine baktı. Küçücük, gri bir kuş tüyü gördü. "İşte bu!" diye bağırdı. "Bu tüy, yaşlı Baykuş Bilge'ye ait! O her zaman tüylerini dökerdi."
Boz ve Sinsi, Pamuk'a şaşkınlıkla baktılar. Hep beraber Baykuş Bilge'nin ağacına doğru yola çıktılar. Hop hop hop adımlarla karda yürüdüler. Baykuş Bilge, kocaman gözleriyle onları bekliyordu. Gri tüyleri kardan biraz ıslanmıştı.
"Baykuş Bilge," dedi Pamuk. "Bu sepet sizin mi? İçinde havuçlar ve çilekler var."
Baykuş Bilge, hımm diye düşündü. "Evet, evet! Bu benim sepetim! Ormandaki tüm aç hayvanlarla paylaşmak için hazırlamıştım. Ama yolda düşürmüşüm."
Ayı Boz ve Tilki Sinsi, başlarını öne eğdiler. Utanmışlardı. Pamuk'un dürüstlüğü sayesinde sepetin gerçek sahibi bulunmuştu. Baykuş Bilge gülümsedi. "Pamuk, sen çok dürüst bir tavşansın. Bu yiyecekleri hep beraber yiyelim. Paylaşmak, yiyecekleri daha lezzetli yapar."
Hep beraber sepetin başından toplandılar. Havuçları çıtır çıtır, çilekleri mırıl mırıl yediler. Kış gecesi, soğuk olmasına rağmen, dostluk ve paylaşmanın sıcaklığıyla doldu. Ayı Boz ve Tilki Sinsi, Pamuk'tan özür dilediler ve bir daha asla açgözlülük yapmayacaklarına söz verdiler.
...Ve böylece, bu kış gecesi masalı, dostluğun ve paylaşmanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha göstererek mutlu sonla bitti.