Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, şirin mi şirin bir Anadolu köyünde, herkesin çok sevdiği, sözüne güvendiği Nasreddin Hoca yaşarmış. O köyde güneş her sabah taze gülücüklerle doğar, rüzgar ağaçlara ninniler fısıldar, yıldızlar geceleri masal dinlermiş. Hoca'nın her sözü, her hareketi bir bilgelik pınarıymış adeta.

Günlerden bir gün, Hoca'nın canı komşusundan bir kazan ödünç almak istemiş. Komşusu da pek sevinmiş Hoca'nın kapısını çalmasına, büyük bir kazanı hemen uzatmış. Hoca, teşekkür edip kazanı almış, işini bitirince geri getirmek üzere evine gitmiş.

Aradan birkaç gün geçmiş. Hoca, kazanı komşusuna geri götürmüş. Ama ne görsün komşusu? Kazanın içine küçücük, pırıl pırıl bir tencere daha koymuş Hoca! Komşusu şaşkınlıkla gözlerini kocaman açmış. 'Hocam, bu nedir böyle?' diye sormuş merakla.

Hoca'nın yüzünde muzip bir gülümse belirmiş. 'Komşucuğum,' demiş tatlı sesiyle, 'Senin kazan yavrulamış! Bu da onun yavrusu.' Komşusu buna ne kadar sevinmiş, ne kadar şaşırmış! 'Aman Hoca'm, ne kadar ilginç!' diyerek Hoca'ya defalarca teşekkür etmiş, yavru tencereyi de yanına almış.

Bu olay köyde duyulmuş, komşusu da Hoca'nın kazanıyla övünmüş durmuş. Bir süre sonra komşusunun aklına kurnazca bir fikir gelmiş. 'Madem benim kazan yavrular,' diye düşünmüş, 'bir daha ödünç alayım da bir yavrusu daha olsun!' Koşarak Hoca'nın kapısına gitmiş. 'Hocam,' demiş, 'o doğurgan kazanını bana bir daha ödünç verir misin, çok ihtiyacım var da.' Hoca gülümsemiş, 'Peki komşucuğum,' demiş, kazanı yine komşusuna vermiş.

Komşunun Kazanı Yavruladı!

Günler geçmiş, haftalar geçmiş, Hoca'dan ses seda çıkmamış. Komşusu meraklanmış, 'Acaba benim kazan yine mi yavrulamadı, yoksa Hoca'm bana sürpriz mi yapıyor?' diye düşünmüş. Sonunda dayanamamış, Hoca'nın kapısını çalmış. 'Hocam, kazanımı ne zaman getireceksin?' diye sormuş nefes nefese.

Hoca'nın yüzünde bu sefer hüzünlü, ama bilgece bir ifade varmış. 'Ah komşucuğum,' demiş iç çekerek, 'üzülerek söylemeliyim ki, senin o güzelim kazan dün gece öldü.' Komşusu buna inanamamış, gözleri faltaşı gibi açılmış. 'Ne diyorsun Hocam!' diye bağırmış şaşkınlıkla. 'Kazan hiç ölür mü? Kazan dediğin cansız bir nesne, nasıl ölebilir ki?'

Kazan Nasıl Ölür Hocam?

Hoca gülümsemiş, komşusunun omzuna şefkatle dokunmuş. 'Komşucuğum,' demiş, 'Eğer kazan yavrularsa, neden ölmesin? Yavrulamasına inandıysan, ölmesine de inanmalısın.' Komşusu Hoca'nın bu sözleri karşısında donup kalmış. Düşünmüş, düşünmüş. Hoca'nın ona ne büyük bir ders verdiğini o an anlamış. Açgözlülüğünün ve mantıksızlığının farkına varmış. Utancından başını öne eğmiş, Hoca'dan özür dilemiş.

İşte o günden sonra komşusu daha adil, daha düşünceli bir insan olmuş. Hoca'nın tatlı diliyle verdiği bu ders, köyde de dillere destan olmuş. Güneş yine batarken, dağların arkasından yıldızlar göz kırparken, köy halkı Hoca'nın bu bilge fıkrasını her fırsatta anlatmış. Böylece Hoca, o köyün kalbine sadece sözleriyle değil, gülümseyişiyle de bilgelik ekmiş. Bu da bizim Nasreddin Hoca'dan dinlediğimiz sıcacık, gönül açan bir masalmış.

Hoca'nın Bilge Düşünceleri

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Minik Köpeğin Cesareti

Minik Köpeğin Cesareti

Minik Pamuk'un cesareti, kaybolan kuzuyu kurtarmak için ormana girmesini ve köyün kahramanı olmasını anlatan sıcacık bir Türk masalı. Beden değil, yürek büyüklüğünü gösteren eğitici bir hikaye.