Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir köyde Ali adında minik ama yüreği kocaman bir çocuk yaşarmış. Ali’nin hayalleri de kendisi gibi minik ama rengârenkmiş; gözlerini kapatınca kendini büyük bir tamirhanede, paslı anahtarları ustaca çevirirken görürmüş. O, oyuncak arabaları pek sever, günlerini onların tekerleklerini çevirip motor seslerini taklit ederek geçirirmiş. Küçük Ali, büyüyünce koca koca arabaları tamir eden, her arabanın derdinden anlayan usta bir tamirci olmayı düşlermiş hep. Babasının eski alet kutusundan bulduğu, ucunda pas lekeleri olan minik tornavidayı elinden düşürmez, her fırsatta oyuncak arabalarının kaputunu açıp içine merakla bakarmış. Rüzgar, köyün tepelerinden usulca eser, Ali’nin saçlarını okşarken ona ninniler fısıldarmış. Dere ise köyün içinden şırıl şırıl akıp gider, sesleriyle Ali’ye neşeli şarkılar söylermiş; sanki ona, “Haydi Ali, düşlerinin peşinden koş!” dermiş.

Bir sabah, güneş daha yeni yeni uyanmış, dağların arkasından altın rengi ışıklarını salmış, kuşlar cıvıl cıvıl ötmeye başlamışken, Ali’nin en yakın arkadaşı Can, elinde bozuk bir oyuncak arabayla kapısına gelmiş. Can’ın yüzü asık, gözleri buğuluymuş; sanki küçük kalbi pır pır ediyormuş. “Ali,” demiş titrek bir sesle, gözlerinden yaşlar damlarken, “Bu araba hiç gitmiyor, ne yaptıysam olmadı. Babamın bana aldığı en güzel hediye bu, onsuz oyun oynamak hiç eğlenceli değil, çok üzgünüm.” Ali, arkadaşının kederini görünce hemen yardım etmek istemiş. Can’ın elinden arabayı alıp dikkatle incelemiş. Arabanın tekerlekleri dönmüyor, küçük motoru da tamamen susmuş kalmışmış; sanki derin bir uykuya dalmış gibiymiş.

Ali ve Üzgün Arkadaşı Can

Ali, kendi küçük tornavidasını çıkarıp büyük bir hevesle işe koyulmuş. Vidaları gevşetmiş, parçaları birleştirmeye çalışmış, küçücük elleriyle her bir noktayı tek tek denemiş ama nafile. Araba bir türlü çalışmamış. Ne kadar uğraşsa da, tekerlekler dönmüyor, motorundan ses gelmiyormuş. Ali’nin minik kaşları çatılmış, küçücük kalbi de yavaş yavaş kırılmaya başlamış. “Off,” demiş içinden, “Neden olmuyor ki? Ben usta bir tamirci olacaktım oysa! Belki de hiç olamayacağım.” Güneş, dağların ardından batmaya başlamış, gökyüzünü turuncu ve mor renklere boyarken ışıkları Ali’nin yüzüne hüzünlü bir sarılık vermiş. Tam umudunu yitirecekken, köyün en yaşlı ve en bilge insanı olan Dede Osman, bastonuna dayanarak Ali’nin evinin önünden geçiyormuş. Dede Osman, her zaman gülümseyen, bembeyaz sakallı, pamuk gibi yumuşak kalpli bir ihtiyar adammış. Ali’yi öyle üzgün görünce yanına yaklaşmış, sesi bir pınar gibi sakin ve huzur verici akarmış. “Ne yapıyorsun bakalım küçük tamirci? Neden yüzün böyle asık, güneşin batışını bile seyretmiyorsun?” diye sormuş.

Ali, Dede Osman’a derdini anlatmış, nasıl uğraştığını ama bir türlü başaramadığını söylemiş. Dede Osman, Ali’nin elindeki bozuk arabayı almış, şöyle bir çevirmiş, sonra da bilgece gülümsemiş. “Bak Ali’cim,” demiş şefkatle, parmaklarıyla küçük arabanın parçalarına dokunarak, “Her işin bir sırrı vardır. Bazen aceleci olmak yerine sabretmek, derin bir nefes almak gerekir. Bazen de farklı bir gözle, belki de daha dikkatli bir bakışla görmek gerekir. Unutma, en basit çözümler, bazen en büyük sorunları halleder.” Dede Osman, Ali’ye birkaç ipucu vermiş, küçük bir tekerleğin milinin sıkıştığını, onu nazikçe yerine oturtması gerektiğini anlatmış. "Haydi bakalım, bir de böyle dene," demiş, Ali'nin sırtını okşayarak; sanki bu dokunuşla Ali'ye güç vermiş.

Dede Osman'dan Bilgece Öğütler

Ali, Dede Osman’ın sözlerini can kulağıyla dinlemiş, her bir kelimeyi kalbine yazmış. Tekrar arabayı eline almış, bu sefer daha sakin, daha dikkatliymiş. Dede Osman’ın gösterdiği gibi minik mili nazikçe yerine oturtmuş, sonra da gevşek olan vidayı usulca, büyük bir özenle sıkmış. Ve o anda… tık! Küçük arabanın motoru bir ses çıkarmış ve tekerlekleri dönmeye başlamış! Araba, sanki uykudan uyanmış gibi ileriye doğru gitmiş. Can, sevinçle çığlık atmış, Ali de mutluluktan havalara uçmuş. İki arkadaş, tamir olan arabayla köyün tozlu yollarında koşturmaya başlamışlar. Akşamın serinliğinde yıldızlar gökyüzünde birer birer parlamış, sanki Ali’ye ve Can’a göz kırpmış, “Aferin size, küçük kahramanlar!” demişler.

Ali, o gün sadece bir oyuncak arabayı tamir etmeyi değil, aynı zamanda sabretmenin, pes etmemenin ve büyüklerden yardım istemenin ne kadar önemli olduğunu da öğrenmiş. Küçük kalbi, kocaman bir sevinç ve gururla dolmuş. Dede Osman, Ali’nin başını okşamış. “Unutma evlat,” demiş, “Herkesin bir mesleği vardır, her mesleğin de bir değeri. Senin de minik ellerinle sadece arabaları değil, belki de insanların kalplerini de tamir eden bir tamirci olacaksın. Çünkü sen, umutsuzluğa düşenlere umut, üzgün olanlara neşe getirdin.” Ali, o günden sonra daha bir şevkle çalışmış, her bozuk oyuncağı sabırla tamir etmiş. Köyün “minik araba tamircisi” olarak anılmaya başlamış, adı dilden dile dolaşmış.

Onarılmış Arabayla Neşeli Oyun

İşte böylece, Ali’nin minik araba tamirciliği serüveni başlamış, köyün dört bir yanına yayılan bu sevimli masal, dilden dile dolaşmış, herkesin yüzünde bir tebessüm bırakmış. Bu masal da burada bitmiş, okuyanların gönlüne şifa, dinleyenlerin yüreğine neşe vermiş. Nice güzel günler, nice mutlu masallar dileğiyle, hoşça kalın!

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Mars’a Yolculuk

Mars’a Yolculuk

Küçük Can'ın merak dolu Mars yolculuğunu anlatan geleneksel Türk masalı. Hayal gücünün ve bilgelikle keşfetmenin gücünü keşfedin.