Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil ağaçların gölgelendirdiği, berrak derelerin şırıl şırıl şarkılar söylediği, çiçek kokulu mis gibi bir köyde, adı Ali olan genç bir itfaiyeci yaşarmış. Ali, köyün en sevilen, en gözü pek delikanlılarındanmış. Güneşi andıran parlak bir gülüşü, kararlı bakışlı kömür karası gözleri varmış. Ne zaman bir dert olsa, bir sıkıntı baş gösterse, bir bulut gökyüzünü karartsa, Ali hemen oracıkta beliriverirmiş. Köy halkı ona sevgiyle "Cesur Ali" dermiş. Ali de bu adı çok sever, her zaman görevine hazır, ceketini ilikleyip beklermiş. Sabah güneşi usulca dağların ardından doğar, altın ışıklarıyla köyü okşarmış. Rüzgar, köy evlerinin bacalarına tatlı tatlı ninni fısıldar, dallardaki kuşlar neşe içinde cıvıl cıvıl şakırmış. Yıldızlar geceleyin göz kırpar, her yan huzur ve güvenle dolup taşarmış. Herkes bu güzel köyde mutlu mesut yaşayıp gidermiş.
Bir gün, güneşin öğle vakti en tepede parladığı, her şeyin miskin miskin uyukladığı bir sırada, köyün fırınında küçük bir talihsizlik yaşanmış. Fırıncı Mustafa Amca, sıcak ekmekleri fırından çıkarırken, ocaktan çıkan küçük, yaramaz bir kıvılcım, fırının hemen yanındaki eski odunluğa sıçrayıvermiş. Kıvılcım, kuru odunları tutuşturmuş, incecik dumanlar göğe doğru kıvrıla kıvrıla yükselmeye başlamış. Köy halkı, dumanı görünce telaşlanmış, "Eyvah! Yangın var! Cesur Ali, yetiş!" diye haykırmışlar. O sırada odunlukta, anne kedisinden uzaklaşmış, minicik bir kedi yavrusu da sıcacık odunların arasında uyuyakalmış. Yavru kedi, dumanların keskin kokusunu alınca uyanmış, korkuyla miyav miyav ağlamaya başlamış. Minik kalbi pır pır atıyormuş.

Ali, itfaiye binasında oturmuş, köyün sakinliğine dalmışken, siren sesini duyar duymaz yerinden fırlamış. Hiç vakit kaybetmeden, kırmızı, pırıl pırıl itfaiye arabasına atlamış. Köyün toprak yollarından, zeytin ağaçlarının arasından hızla ilerlemiş. Kalbi pır pır ediyormuş ama yüzünde en ufak bir korku belirtisi yokmuş, sadece kararlılık varmış. Oraya vardığında, dumanların odunluktan göğe doğru yükseldiğini, alevlerin yavaş yavaş dans ettiğini görmüş. "Merak etmeyin güzel insanlar!" diye seslenmiş köylülere, sesi dağlarda yankılanmış, "Ben buradayım! Her şey yoluna girecek!" Hemen kalın hortumu eline almış, arkadaşlarına sakin ve net talimatlar vermiş. Gözü bir yandan da dumanların arasından gelen minik kedinin cılız miyavlamasında kalmış. Rüzgar bile Ali'ye yardım etmek ister gibi alevleri uzağa taşımaya çalışıyormuş.
Ali, bir yandan alevlerin dilini anlamaya çalışır gibi onlarla mücadele ederken, bir yandan da yavru kedinin minicik canını düşünmüş. Cesurca, dumanların ve alevlerin arasına, bir süvari gibi dalmış. Köylüler, Ali'nin bu gözü pek, kahramanca hareketine hayran kalmışlar, nefeslerini tutmuşlar. İçeriden minik bir miyavlama daha gelmiş, daha zayıf, daha umutsuz. Ali, yere eğilmiş, odunların arasından, küçücük, bembeyaz bir pati görmüş. Yavru kedi, Ali'yi görünce, son bir umutla minicik burnunu uzatmış. Ali, eldivenli büyük elleriyle nazikçe yavru kediyi kucağına almış, sonra da hızlı ama dikkatli adımlarla dumanların arasından dışarı çıkmış. Aynı anda, alevler de Ali'nin ve arkadaşlarının azimli çabasıyla yavaş yavaş sönmeye başlamış, adeta Ali'nin cesaretine yenik düşmüşler.

Az sonra, dumanlar dağılmış, gökyüzü yeniden masmavi olmuş, alevler tamamen sönmüş. Köy halkı, sevinçle derin bir nefes almış, birbirlerine sarılmışlar. Ali, kucağındaki minik kediyi, annesinin yanına, Mustafa Amca'ya uzatmış. Mustafa Amca, sevinçle kediyi bağrına basmış, gözlerinden yaşlar akmış. "Allah senden bin kere razı olsun Cesur Ali! Hem canımızı hem de gözbebeğimiz yavruları kurtardın!" demiş, sesi titrek çıkmış. Bütün köy halkı, Ali'yi ayakta alkışlamış, "Yaşa Ali! Var ol Ali!" diye tezahürat yapmışlar. Ali de yanakları hafifçe kızararak, utangaç bir gülümsemeyle onlara el sallamış. O gün bütün köy, iyiliğin, cesaretin ve yardımlaşmanın ne kadar değerli, ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kalplerinin en derininde hissetmiş. Minik kedi, güvenle annesinin yanına sokulmuş, mırıl mırıl Ali'nin pantolonuna sürtünmüş, sanki kalbiyle teşekkür ediyormuş.

İşte o günden sonra, Cesur İtfaiyeci Ali'nin adı, sadece bu köyde değil, yedi diyarda, dağların arkasındaki ovalarda, denizlerin ötesindeki topraklarda bile duyulmuş. Herkes bilmiş ki, zor zamanlarda ortaya çıkan cesur yürekler, sadece yangınları değil, kalplerdeki korkuları da söndürürmüş. Bu masal da burada bitmiş, kalplerimize sıcacık bir umut tohumu ekmiş, iyilikle dolup taşmış.