Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil bir bahçenin ortasında, rengarenk çiçeklerin arasında neşeli bir kız yaşarmış. Adı Elif’miş. Elif’in parlak kahverengi saçları iki yandan örgülüymüş, ucu kurdeleliymiş. Üzerinde kırmızı, puantiyeli bir elbise, belinde ise bembeyaz küçük bir doktor önlüğü varmış. Boynunda oyuncak bir stetoskop, elinde minicik bir çantasıyla bahçede dolaşırmış. O, “Küçük Doktor Elif”miş. Her sabah erkenden kalkar, oyuncak hayvanlarını muayene edermiş. “Hapşuu!” diyen çiçeğe “Şurubunu içmelisin!” dermiş. “Vızır vızır” uçan arıya “Çok yorulma!” diye öğüt verirmiş.
Bir gün Elif, bahçede gezinirken çalılıklardan “Ciyak! Ciyak!” diye ince bir ses duydu. Kulaklarını dikti. Sesin geldiği yere doğru ilerledi. Çalıların arasında minik, tüyleri pırıl pırıl bir serçe yavrusu gördü. Serçecik kanadını “Pır pır” çırpmaya çalışıyor ama kaldıramıyormuş. Elif, minik serçenin yanına çöktü. “Eyvah!” dedi, “Sen hasta mısın?” Serçe, acıyla “Ciyak!” diye bir daha bağırdı. Elif hemen oyuncak stetoskobunu çıkardı, serçenin kalbine götürdü. “Tık tık, tık tık” diye dinlermiş gibi yaptı. Sonra minicik bandajını çıkardı. Serçenin kanadını nazikçe sarmaya çalıştı.
Ama serçe çok korkmuştu, “Pır pır!” diye çırpınıyordu. Elif, “Korkma minik dostum, ben sana yardım edeceğim!” dedi. Sonra düşündü. Bu serçe gerçekten hastaydı, onun oyuncak aletleri yetmezdi. Ne yapmalıydı? Hemen koşarak annesinin yanına gitti. “Anne! Anne!” diye seslendi, “Bahçede hasta bir serçe var! Kanadı acıyor, ona yardım etmeliyiz!”
Annesi, Elif’in heyecanlı yüzünü görünce gülümsedi. “Gel bakalım küçük doktorum,” dedi, “Birlikte bakalım.” Elif annesini elinden tuttuğu gibi serçenin yanına götürdü. Annesi, serçenin kanadını dikkatlice inceledi. “Ayağı burkulmuş gibi duruyor,” dedi, “Ama endişelenme, iyileşir.” Annesi, Elif ile birlikte küçük bir kutu buldu. İçine yumuşak otlar, yapraklar koydular. “Bu onun yatağı olsun,” dedi annesi. Sonra minik bir kaba su, diğerine de biraz ekmek kırıntısı koydular. Elif, serçeye nazikçe fısıldadı: “Burada güvendesin, iyileşeceksin.” Serçe, Elif’in sesini duyunca sakinleşti. “Cik cik!” diye minik bir ses çıkardı.
Elif ve annesi, serçeyi kutuya yerleştirdi. Annesi, “Gerçek bir doktor gibi düşündün Elif, önce yardım çağırdın,” dedi. Elif’in içi “Pat pat” sevinçle doldu. Her gün serçeyi ziyaret ettiler. Ona su verdiler, ekmek kırıntısı taşıdılar. Birkaç gün sonra serçe iyileşti. Kanatlarını “Şırak şırak” çırpmaya başladı. Sonunda bir sabah, kutudan uçarak çıktı. Elif’in yanına kondu, “Cik cik cik!” diye öttü ve gökyüzüne doğru “Pırrr!” diye süzüldü. Elif el salladı. Minik serçe de uzaklaşırken dönüp Elif’e bir kez daha “Cik cik!” dedi. Küçük Doktor Elif, minik bir dostuna yardım etmenin mutluluğuyla gülümsedi.
...Böylece küçük Elif'in şefkat dolu kalbi, minik dostuna yardım ederek bu güzel masalın mutlu sonunu getirdi.