Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, şirin mi şirin bir köyde, anacığıyla birlikte Keloğlan yaşarmış. Keloğlan'ın yüreği ak pak olsa da, bazen aklı bir karış havada gezermiş. Neşeli, güler yüzlü Keloğlan, her sabah erkenden kalkar, köyün işlerine yardım eder, vakit buldukça da dere kenarında taş sektirir, kuşlarla sohbet edermiş.

Bir gün Keloğlan, tarladan dönerken yol kenarında kocaman, kıpkırmızı bir karpuz görmüş. Güneşin altında pırıl pırıl parlayan bu karpuz, adeta 'Beni ye!' diye bağırırmış. Keloğlan'ın ağzının suyu akmış, iştahla karpuzu kucakladığı gibi evine getirmiş. Anacığı karpuzu görünce gülümsemiş: 'Ooo, ne güzel bir karpuz bu Keloğlan'ım, ne de tatlıdır şimdi.' Keloğlan heyecanla: 'Evet anacığım, hepsi benim, ben buldum!' demiş. Anacığı şefkatle oğluna bakmış: 'Olsun oğul, paylaşmak her şeyi daha da güzelleştirir derler. Komşularımıza da biraz ikram etsek ne iyi olurdu.' Keloğlan'ın aklına paylaşmak pek yatmamış. 'Ama anacığım, ben hepsini kendim yemek istiyorum,' diye mırıldanmış. Anacığı da üstelememiş, 'Peki oğul, gönlün ne isterse öyle olsun,' demiş.

Keloğlan ve Karpuz Sevinci

Keloğlan, karpuzu alıp kimselerin olmadığı, serin bir dere kenarına gitmiş. Derede sular şırıl şırıl şarkı söyler, ağaçlar hafifçe sallanarak ninni fısıldarmış. Keloğlan, karpuzu bir taşa dayamış, cebinden çıkardığı keskin bıçakla ortadan ikiye bölmüş. Karpuzun içinden yayılan o mis gibi koku, Keloğlan'ı mest etmiş. Tam ilk dilimi ağzına götürecekken, bir sincap dalın ucundan ona bakmış. Minik gözleri pırıl pırıl parlar, sanki 'Bana da var mı?' dermiş. Keloğlan, içinden bir an 'Acaba mı?' diye geçirmiş ama sonra iştahına yenik düşmüş, kocaman bir dilimi ısırmış. Karpuz o kadar tatlıymış ki, Keloğlan gözlerini kapatıp keyifle çiğnemiş.

Biraz sonra, uzaktan birkaç çocuğun sesi gelmiş. Dere kenarından geçerlerken Keloğlan'ı görmüşler. Çocuklardan biri: 'Aaa, Keloğlan karpuz yiyor, ne de güzel görünüyor!' demiş. Diğeri de: 'Keşke bizim de olsa,' diye iç geçirmiş. Keloğlan, başını çevirip onlara bakmış. Çocukların yüzünde bir anlık hüzün görmüş. Karpuzun tadı hala damağındaymış ama bir gariplik varmış içinde. Sanki bir şeyler eksikmiş. Yalnız başına yediği karpuz, sanki o kadar da keyif vermezmiş. Güneş de usulca batarken, yıldızlar gökyüzünde göz kırpmaya başlamış. Keloğlan, yediği karpuzun yarısını bitirmiş, diğer yarısına bakmış. Koskoca karpuz bitmek bilmemiş, Keloğlan'ın keyfi de bir türlü yerine gelmemiş.

Dere Kenarında Yalnız Karpuz Keyfi

Keloğlan derin bir nefes almış. Anacığının sözleri kulaklarında çınlamış: 'Paylaşmak her şeyi daha da güzelleştirir.' O an Keloğlan'ın kalbinde bir sıcaklık hissetmiş. 'Ben ne yapıyorum böyle?' diye düşünmüş. Karpuzun yarısını alıp aceleyle köyün yolunu tutmuş. Önce anacığının yanına koşmuş. 'Anacığım,' demiş, 'bu karpuzu seninle paylaşmak istiyorum.' Anacığı sevgiyle oğluna sarılmış. Sonra Keloğlan, kalan karpuz dilimleriyle kapı kapı dolaşmış. Sincap gibi bakan çocuklara, komşularına ikram etmiş. Herkes Keloğlan'a teşekkür etmiş, yüzler gülümsemiş. Çocuklar sevinçle karpuzlarını yerken, Keloğlan'ın içini tarif edilemez bir mutluluk kaplamış. O karpuz, şimdiye kadar yediği en tatlı karpuzmuş. Paylaştıkça lezzeti artmış, keyfi çoğalmış.

Paylaşmanın Tatlılığı

Keloğlan o gün anlamış ki, bir şeyi tek başına tüketmek yerine, sevdiklerinle, komşularınla, hatta yoldan geçen bir kuşla bile paylaşmak, o şeyin değerini kat kat artırırmış. Yalnızca karın doyurmak değil, gönül doyurmak da önemliymiş. O günden sonra Keloğlan, ne bulursa paylaşmaya özen göstermiş, köyün en sevilen delikanlısı olmuş. Ay dede gülümserken, bulutlar pamuk gibi süzülürken, Keloğlan da tatlı bir uykuya dalmış. İşte bu da böylece, gönlü zengin Keloğlan'ın paylaşma masalıymış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Peri Kraliçenin Hediyesi

Peri Kraliçenin Hediyesi

Küçük Elif'in kalbindeki iyilikle Peri Kraliçe'den aldığı sihirli bir hediye. Geleneksel Türk masalı tadında, sevgi ve paylaşım dolu bir hikaye.