Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, yeşillikler içinde küçük bir köy varmış. Bu köyde, anasıyla birlikte Keloğlan yaşarmış. Keloğlan'ın saçı yokmuş ama aklı pek çokmuş. Hızlı düşünür, çabuk karar verirmiş. Köy halkı onu çok severmiş, çünkü Keloğlan'ın kalbi altın gibi temizmiş. Ne var ki, son zamanlarda köyün üzerine bir hüzün çökmüş, neşesi kaçmış gitmişmiş. Güneş bile eskisi gibi parlak doğmaz, dereler eskisi gibi şırıl şırıl akmaz olmuş.

Keloğlan, anasının yüzündeki kederi görünce içi burkulmuş. Bir gün köyün en yaşlı bilgesiyle konuşmuş. Bilge nine, derin bir iç çekip demiş ki: “Evladım Keloğlan, duyduğuma göre uzak dağların ardında, sihirli bir bahçede Altın Elma yetişirmiş. O elma, dokunduğu her yere neşe ve bereket getirirmiş. Belki de bizim köyümüzün derdine derman olurmuş.” Keloğlan bunu duyunca hiç durur mu, hemen anasına danışmış, köy halkına haber vermiş. Herkes Keloğlan'ın bu cesur kararına şaşırmış, ama bir yandan da umutlanmış.

Keloğlan'ın Düşünceli Hali

Ertesi sabah, güneşin ilk ışıkları dağların tepesinden süzülürken, Keloğlan küçük bohçasını alıp yola koyulmuş. Rüzgar, Keloğlan'a nazikçe ninni fısıldar gibi esmiş, ağaçlar yapraklarını hışırdatarak ona yol göstermiş. Keloğlan yürüdükçe, yoruldukça, kalbindeki umut ateşi hiç sönmemiş. Dere kenarından geçerken, dere ona şırıl şırıl şarkılar söylemiş, yol arkadaşlığı etmiş. Bir süre sonra Keloğlan, yolu üzerinde dev gibi bir meşe ağacının altında dinlenen yaşlı bir adam görmüş. Adamın yüzü pek yorgun, gözleri de dalgınmış.

Keloğlan, saygıyla yaklaşmış ve “Merhaba dedeciğim, yolculuğunuz nereyedir?” diye sormuş. Yaşlı adam, Keloğlan'ın nezaketine şaşırmış ve demiş ki: “Evladım, ben de Altın Elma'yı arıyorum. Ama yol pek çetin, gücüm kalmadı. O elmayı koruyan kocaman bir dev varmış, kimseyi yaklaştırmazmış.” Keloğlan, yaşlı adama ekmeğinden ikram etmiş, su tulumundan su vermiş. Yaşlı adam Keloğlan'ın bu cömertliğini görünce çok sevinmiş. “Sağ ol Keloğlan,” demiş, “O dev aslında kötü kalpli değilmiş, sadece çok yalnızmış ve hep huysuzluk edermiş. Onu güldürmenin bir yolunu bulursan, Altın Elma'ya ulaşırmışsın.”

Altın Elma Yolculuğu Başlıyor

Keloğlan, yaşlı adamın sözlerini kulağına küpe etmiş, yoluna devam etmiş. Güneş yavaşça batarken, yıldızlar gökyüzünde göz kırparak ona yol göstermiş. En sonunda, masallardaki gibi yemyeşil, pırıl pırıl parlayan bir bahçeye varmış. Bahçenin ortasında, dallarında altın gibi parlayan elmalar olan bir ağaç duruyormuş. Ama ağacın hemen yanında, kocaman, huysuz görünümlü bir dev oturuyormuş. Dev, Keloğlan'ı görünce gürlemiş: “Ne işin var senin burada, küçük insan! Burası benim bahçemdir!”

Keloğlan hiç korkmamış, gülümsemiş. “Dev amca,” demiş, “Benim köyümde herkes çok üzgün. Bu Altın Elma'nın onlara neşe getireceğini söylediler. Bana bir tane verir misin?” Dev daha da huysuzlanmış, “Vermem!” diye bağırmış. Keloğlan pes etmemiş. Bohçasından çıkardığı son parça kuru ekmeğini deve uzatmış. “Dev amca, belki de karnın açtır. Benim de pek bir şeyim yok ama bunu seninle paylaşmak isterim,” demiş. Dev, şaşkınlıkla Keloğlan'a bakmış. İlk defa biri ona bir şey ikram ediyormuş. Dev, Keloğlan'ın o küçücük ekmeğini alıp yemiş. Sonra bir anda yüzünde tatlı bir tebessüm belirmiş, hatta koca bir kahkaha patlatmış. Meğer dev, o kadar yalnızmış ki, bir lokma ekmeği paylaşan Keloğlan'ın dostluğu onu neşelendirmiş.

Keloğlan ve Huysuz Dev

Dev, Keloğlan'ın bu güzel kalpli hareketine hayran kalmış. Ağacından en parlak Altın Elma'yı koparıp Keloğlan'a vermiş. “Al bakalım Keloğlan,” demiş, “Senin gibi iyi kalpli birine bu elma çok yakışır. Unutma, gerçek sihir, iyilikte ve paylaşmaktaymış.” Keloğlan elmayı alıp sevinçle köyüne dönmüş. Köye vardığında, Altın Elma'nın parlaklığıyla köyün üzerine çöken hüzün bir anda dağılıp gitmiş. Köy halkı, Keloğlan'ı ve elmayı görünce çığlıklar atarak sevinmiş. Anası Keloğlan'a sarılıp öpmüş. O günden sonra köyde herkes neşeyle yaşamış, Altın Elma da köyün en güzel yerinde parlamış durmuş.

Keloğlan, Altın Elma'yı getirmiş ama asıl sihrin, içindeki iyilik ve cesarette olduğunu herkese göstermiş. Bu masal da böylece dilden dile anlatılmış, kalplerde hep sıcak bir yer edinmiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Minik Balığın İlk Arkadaşı

Minik Balığın İlk Arkadaşı

Minik Balık'ın yalnızlığına son veren, cesaret ve dostlukla dolu sıcak bir Türk masalı. Minik Balık ile Kurbağa Zıpzıp'ın ilk arkadaşlık serüveni.