Bir varmış bir yokmuş. Uzak bir köyde Poyraz adında bir çocuk yaşarmış. Poyraz, kıvırcık kahverengi saçlı, kocaman mavi gözlü, neşeli bir çocuktu. Üzerinde hep parlak mavi bir tişört, altında ise yıpranmış kırmızı şortu vardı. Akşamları gökyüzüne bakmayı çok severdi. Bir gece, en sevdiği parlak yıldız yerinde yoktu. "Eyvah!" diye fısıldadı. "Yıldızım kaybolmuş!"
Poyraz, yıldızı bulmak için yola çıktı. İlk olarak ormana gitti. Orada Bilge Baykuş'u gördü. Baykuş, kalın dallı bir meşe ağacının tepesinde oturuyordu. Gözlüğünü burnuna kadar indirmiş, eski bir kitaba bakıyordu. Tüyleri bembeyazdı, gözleri ise sanki her şeyi görmüş gibi pırıl pırıldı.
"Merhaba Baykuş Amca," dedi Poyraz. "Benim yıldızım kayboldu. Onu gördün mü?"
Baykuş "Hoo hoo!" diye öttü. "Yıldızlar çok yüksektedir. Belki Kötü Karga bir şeyler biliyordur. O her yere uçar."
Poyraz, Kötü Karga'yı buldu. Karga, parlak siyah tüylüydü. Gözleri sürekli etrafta parlayan bir şeyler arıyordu. Gaga burunlu, sinsi bakışlıydı.
"Karga Amca," dedi Poyraz. "Benim yıldızım kayboldu. Onu gördün mü?"
Kötü Karga kurnazca gülümsedi. "Hımm, evet. Bir ışık gördüm. Ama sana söylemem. Bana parlak bir şey vermelisin."
Poyraz'ın cebinde sadece küçük, parlayan bir deniz kabuğu vardı. Onu Karga'ya uzattı. Karga "Cik cik!" diye sevinçle aldı.
"Yukarıdaki Kara Dağ'ın ardına düştü," dedi Karga. "Ama orası çok tehlikelidir."
Poyraz hemen Kara Dağ'a doğru yola çıktı.
Kara Dağ'a varmak zordu. Yol yokuşluydu. Poyraz yoruldu. Tam pes edecekti ki, yerdeki bir izi fark etti. Işık iziydi! Yere baktı. Küçük, pırıl pırıl bir yıldız parçacığı vardı. "Tık tık!" diye kalbi attı.
İzi takip etti. Bir mağaranın girişine geldi. İçeriden "Kırış kırış!" diye sesler geliyordu. İçeri girdi.
Mağaranın ortasında Kötü Karga oturuyordu. Elinde Poyraz'ın yıldızı vardı. Yıldızı minik bir kafese koymuştu. Yıldız "Pır pır!" diye titreşiyordu. Karga, yıldızın ışığıyla mağarayı aydınlatıyordu.
"Karga Amca!" dedi Poyraz. "Yıldızımı neden çaldın? O benim en sevdiğim yıldızım!"
Karga, "O çok güzeldi," diye cevap verdi. "Ben de kendime saklamak istedim. Şimdi benim olacak!"
Poyraz çok üzüldü. "Ama yıldızların yeri gökyüzüdür," dedi. "Burada mutlu olamaz."
Birden, mağaranın tavanından "Şırıl şırıl!" diye su damlamaya başladı. Küçük bir çatlak oluştu. Karga korktu. "Eyvah! Mağara çöküyor!" diye bağırdı.
Karga yıldızı bırakıp kaçmaya çalıştı. Ancak kafes kapısını açmayı unuttu. Poyraz hızlıca kafesin kapısını açtı. Yıldız "Vızzz!" diye kafesten fırladı. Hemen gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. "Pufff!" diye bir sesle eski yerine oturdu. Gökyüzü yeniden "Pırıl pırıl!" parladı.
Karga, mağaradan güçlükle kaçtı. Poyraz'a baktı. Utançtan kıpkırmızı olmuştu.
"Üzgünüm Poyraz," dedi Karga. "Çok açgözlü davrandım. Yıldızın yerinin gökyüzü olduğunu anladım."
Poyraz, yıldızını geri aldığı için çok mutluydu. Karga, Poyraz'dan özür diledi. O günden sonra kimsenin eşyasını çalmamaya yemin etti. Poyraz, Karga'yı affetti. Yıldızlar gökyüzünde ışıl ışıl parlamaya devam etti. Poyraz, her gece penceresinden en sevdiği yıldıza bakardı.
Poyraz artık biliyordu ki, herkesin ait olduğu bir yer vardı. Ve başkalarının eşyalarına göz dikmek, kimseye fayda sağlamazdı. Dürüstlük her zaman en iyi yoldu.
...İşte Kayıp Yıldızı Arayan Çocuk masalı da böylece sona erdi, gökyüzündeki yıldızlar gibi parlak bir ders vererek.