Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, dağların yeşile, vadilerin suya doyduğu, rüzgarların ninni fısıldadığı, derelerin şen şarkılar söylediği, yıldızların göz kırptığı şirin mi şirin bir köyde, Can adında, gözleri gökyüzü gibi masmavi, yanakları al al, içi kıpır kıpır bir çocuk yaşarmış. Can’ın en sevdiği oyuncağı, yelesi rüzgarda dalgalanır gibi duran, pürüzsüz kahverengi ahşaptan oyulmuş sevimli bir atmış. Can ona "Rüzgar" adını vermiş. Rüzgar, Can’ın sadece oyuncağı değil, aynı zamanda en sırdaş dostu, en iyi arkadaşıymış; birlikte köyün çayırlarında koşar, taşların üstünden zıplar, gölgelerin arkasına saklanır, bitmek bilmeyen hayaller kurarlarmış.

Akşam olunca, güneş dağların ardına saklanır, gökyüzüne parlak ay dede ile pırıl pırıl yıldız ablalar birer birer çıkarmış. Can, Rüzgar’ı kucağına alır, penceresinin önüne oturur, ay dedenin gümüşi ışıkları altında gökyüzünü seyre dalarmış. “Ah Rüzgar’ım,” dermiş bir gece, ay dedenin kocaman, gülen yüzüne bakarak, “keşke sen de ay dedenin üstünde dörtnala koşabilseydin. Kim bilir ne güzel maceralar yaşardın orada, ne yıldız tozları toplardın!” Sonra Rüzgar’ın yelesini şefkatle okşar, ay dedenin tatlı ninnileriyle huzur içinde uykuya dalarmış. O gece, ay dede sanki Can’ın saf dileğini duymuş da, gümüş rengi ışıklarıyla Rüzgar’a mehtaplı bir yol çizmiş gibiymiş, taaa kendi diyarına.

Can ve Rüzgar Ay Dedeye Bakarken

Sabah olunca, güneşin ilk ışıkları Can’ın odasına süzülür, kuşlar cıvıl cıvıl öterek onu uyandırmış. Can yatağından zıp diye kalkmış, Rüzgar’ıyla yeni bir güne başlamak için sabırsızlanıyormuş. Ama ne görsün? Yatağının başucunda her zaman duran, onu bekleyen sevgili Rüzgar, yerinde yokmuş! Can’ın kalbi hızla pır pır çarpmış, minik elleriyle yatağın altını, dolapların içini, odanın her köşesini aramış. Ama Rüzgar’dan eser yokmuş. Minik gözleri dolmuş, hıçkırıklar boğazına düğümlenmiş Can’ın. Hemen dışarı koşmuş, belki Rüzgar bahçede oyun oynuyordur diye. Ama bahçe de, salıncak da bomboşmuş. Can’ın üzüntüsü, sabahın neşeli havasını bile bir anda karartmış.

Can’ın hüzünlü halini gören rüzgar nine usulca esmiş, yaprakları hışırtısıyla kulaklarına fısıldamış: “Üzülme Can’ım, Rüzgar’ın ay dedeye gittiğini söylemişti yıldız ablalar. Unutma ki en güzel yolculuklar hayallerle başlar, en sevilenler kalplerde yaşar.” Can şaşkın şaşkın kalmış. O sırada köyün ortasından geçen, her zaman neşeyle şırıldayan dere dede de coşkuyla seslenmiş: “Can’ım, Can’ım, üzülme! Ay dede onu misafir etmiş olmalı. Belki de şimdi bulutların üstünde hoplaya zıplaya geziyordur, gökkuşağı köprülerinden geçiyordur.” Gökyüzündeki pırıl pırıl yıldız ablalar da göz kırpmışlar Can’a, sanki “Merak etme, o iyi ellerde, yeni maceralar peşinde!” der gibi. Can, Rüzgar’ın gerçekten ay dedenin yanına gitmiş olabileceğine inanamamış önce, ama rüzgarın şefkatli fısıltısı, derenin neşeli şırıltısı ve yıldızların umut veren ışığı ona tarifsiz bir iç huzuru vermiş. İçinde tatlı bir his belirmiş: Rüzgar uzakta olsa bile, onunla birlikteymiş gibi hissediyormuş.

Can'ın Hüzünlü Arayışı

Günler geçmiş, geceler geçmiş. Can her gece penceresinden ay dedeye bakmış, Rüzgar’ı düşünmüş. Artık üzülmek yerine, Rüzgar’ın ay dedenin gümüş tarlalarında yıldız toplayıp, parıldayan bulutların arasında gezdiğini, gökyüzünün en güzel şarkılarını dinlediğini hayal edermiş. Hayal ettikçe içi ısınmış, Rüzgar’ın kahkahalarını duyar gibi olmuş, sanki yelesinin rüzgarını yüzünde hissetmiş. Anlamış ki, en sevdiği şeyler uzakta olsa bile, kalbinde ve hayallerinde hep yakın kalırmış. Gerçek sevgi, mesafeleri tanımayan, görünmez bir bağmış. Bu bağ, Rüzgar’ı ona her daim bağlı tutuyormuş.

Bir sabah uyandığında, güneşin tatlı sıcaklığıyla gözlerini açmış Can. Ve inanamamış gördüklerine! Yatağının başucundaki o bildik, tanıdık yerini almamış mı Rüzgar! Yelesinde minicik, ışıltılı bir toz parçası varmış sanki, ay dedenin ışığından, yıldızların parıltısından kalmış gibi. Can sevinçle Rüzgar’a sarılmış, kalbi kuşlar gibi çırpınmış. O günden sonra Can, Rüzgar’la oynarken, onun sadece ahşap bir at olmadığını, aynı zamanda hayallerinin, umutlarının ve sevgi bağının bir parçası olduğunu bilmiş. Ve Rüzgar da sanki ay dede ile yaşadığı o eşsiz maceraları Can’a anlatmak ister gibi, her zamankinden daha bir canlı ve neşeliymiş, gözlerinden ışıklar saçıyormuş.

Rüzgar'ın Dönüşü

İşte böylece Can, hayallerin ve sevginin ne kadar güçlü olduğunu, kalpler arasındaki bağın hiçbir zaman kopmadığını öğrenmiş. O gün bugündür, Can ve Rüzgar, ay dedenin altında nice masallara yelken açmışlar, nice yeni hayaller kurmuşlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Bu da bizim Ay’da kaybolan oyuncak masalımız olsun, minik kalplere umut fısıldasın, hayallerin kanatlarını hiç indirmesin.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Cesur İtfaiyeci Ali

Cesur İtfaiyeci Ali

Cesur İtfaiyeci Ali'nin köyde çıkan küçük bir yangını nasıl söndürdüğünü ve minik bir kedi yavrusunu nasıl kurtardığını anlatan sıcacık bir Türk masalı.