Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda değil, kalbimizin tam yanı başında, pırıl pırıl akan bir dere varmış. Bu derenin suları o kadar berrakmış ki, gökyüzünün mavisini, yemyeşil ağaçların gölgesini ve kenarındaki mor menekşelerin kokusunu bile içinde taşırmış gibiymiş. Sabahın ilk ışıklarıyla, dere pırıl pırıl parlar, minik çakıl taşları suyun altında ışıldarmış. Bu derede yaşayan sayısız canlı varmış; hızlı yüzüşleriyle bilinen alabalıklar, sükûnet içinde yüzen ağırbaşlı sazanlar, kumların arasında saklambaç oynayan yaramaz yengeçler ve su üzerinde süzülen renkli kelebekler... Her biri kendi halince, dereye ayrı bir güzellik katarmış.

Bu derin ve neşeli derenin kuytu bir köşesinde, küçücük, turuncu pullu bir balık yaşarmış. Adı Minik Balık'mış. Minik Balık, diğer balıklara göre daha minicikmiş, ama pulları güneş ışığında elmas gibi pırıl pırıl parlar, kocaman, masmavi gözleri ise dünyayı merakla süzermiş. Her sabah, güneş ışınları suya düşer düşmez uyanır, dere boyunca, rengarenk yosunların arasından yavaşça yüzermiş. Yüzdükçe, suyun hafif sesi ona ninni gibi gelir, rüzgar dalları sallarken çıkan fısıltılar içini huzurla doldururmuş. Ama yine de minik kalbi bazen bir sızı hisseder, derin bir özlem duyarmış. Diğer balıklar kendi aralarında gruplar kurmuş, birlikte oyunlar oynamış, saklambaç oynamış, avlanmışlar. Minik Balık ise hep biraz uzaktan, çekingen bir şekilde izlermiş onları. Bir arkadaşı olsun istermiş, öyle canı çekermiş ki birisiyle sırlarını paylaşmayı, birlikte gülmeyi, beraber yeni yerler keşfetmeyi... Ama çok çekingenmiş, kimseyle konuşmaya cesaret edemez, ilk adımı atmaktan korkarmış. Dere ona şarkılar söyler, etrafındaki çiçekler kokularını salarmış, ama Minik Balık'ın yalnızlığı bazen tüm bu güzellikleri gölgelemiş.

Yalnız Minik Balık

Günlerden bir gün, güneşin en sıcak saatlerinde, Minik Balık her zamanki gibi dere kenarında, iri bir nilüfer yaprağının gölgesinde dinlenirken, kendinden biraz uzakta, yeşil, benekli bir kurbağa görmüş. Kurbağa da tıpkı Minik Balık gibi yalnız görünüyormuş. Gözleri uzaklara dalmış, sanki dereye yansıyan bulutları, gökyüzünün sonsuzluğunu düşünüyor gibiymiş. Minik Balık, bu yeşil, sessiz dosta doğru yavaşça yüzmüş. Kalbi minik bir kuş gibi pır pır ediyormuş. Yaklaştığında, Kurbağa'nın kocaman, parlak gözlerini fark etmiş. "Merhaba," demiş fısıltıyla, sesi zar zor duyuluyormuş. Kurbağa irkilmiş, kocaman gözlerini yavaşça Minik Balık'a çevirmiş. Yüzünde şaşkın bir ifade belirmiş. "Merhaba," demiş o da, sesi biraz gür ama nazikçe çıkmış. Minik Balık, Kurbağa'nın sesinden biraz korkmuş ama geri çekilmemiş. "Ben Minik Balık," demiş, bu kez daha cesurca. "Senin adın ne?" Kurbağa'nın yüzündeki şaşkınlık gitmiş, yerine sıcak bir gülümseme gelmiş. "Ben de Zıpzıp," demiş. "Burada ne yapıyorsun Minik Balık? Seni daha önce görmemiştim."

Minik Balık derin bir nefes almış, cesaretini toplamış. "Ben... Ben bir arkadaş arıyorum," demiş. "Hep yalnızım burada. Kimseyle konuşmaya cesaret edemedim bugüne kadar." Zıpzıp'ın yüzündeki gülümseme daha da büyümüş. "Ben de yalnızım," demiş. "Dere kenarında oturur, bazen balıkların neşe içinde yüzüşlerini seyrederim. Belki biz arkadaş olabiliriz?" Minik Balık'ın sevinci yüreğine sığmamış, kuyruğunu şıkırdatarak neşeyle dönmüş. "Gerçekten mi?" diye sormuş, sesi bu sefer duyulur duyulmaz değil, coşkuyla çıkmış. "Elbette!" demiş Zıpzıp, ve minik bir zıplamayla yaprağın üzerinde yerini değiştirmiş. Ve o günden sonra, Minik Balık ile Zıpzıp ayrılmaz ikili olmuşlar. Birlikte derede yüzmüşler, Zıpzıp Minik Balık'a kurbağaların neşeli zıplama oyunlarını, su zambaklarının üzerinde nasıl durulacağını öğretmiş, Minik Balık da Zıpzıp'a su altındaki renkli taşları, parlayan kabukları, yosunların arasında saklanan minik balık yuvalarını göstermiş. Güneş onlara her sabah sıcacık gülümsemiş, kuşlar en güzel şarkılarını onlar için söylemiş, rüzgar tatlı tatlı esmiş.

İlk Tanışma

Birbirlerinden çok farklı olsalar da, biri suda yüzen, diğeri karada zıplayan, ikisi de birbirlerini çok sevmiş, çok iyi anlaşmışlar. Minik Balık, Zıpzıp sayesinde artık yalnız değilmiş. Her gün yeni bir macera, yeni bir oyun varmış. Zıpzıp da Minik Balık sayesinde derede yüzmenin, suyun altındaki gizemli güzellikleri keşfetmenin, balık gözünden dünyanın ne kadar farklı ve keyifli olduğunu anlamış. Birlikte geçirdikleri her an, dostluklarının ne kadar değerli olduğunu onlara fısıldarmış. Öğrenmişler ki dostluk, ne kadar farklı olursan ol, teninin rengi, yaşadığın yer ne olursa olsun, kalpten gelince en güzel şeymiş. Cesaret edip ilk adımı atmak, çekingenliği bir kenara bırakmak, ne kadar küçük olsan da kocaman kapıları açabilir, hayatına pırıl pırıl bir dostluk getirebilirmiş.

Ayrılmaz İkili

Ve böylece Minik Balık ile Zıpzıp, o günden sonra derede neşe içinde yaşamışlar, her yeni güne birlikte, umutla uyanmışlar. Onların dostluğu, dereye vuran güneş gibi parlamış, çevresindeki tüm canlılara sevginin, paylaşmanın ve cesaretin sıcaklığını hissettirmiş. Bu masal da burada bitmiş, Minik Balık'ın ilk arkadaşını bulduğu o güzel gün gibi, kalplerde hep tatlı bir anı olarak yaşarmış.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

İyilik Yapan Küçük Peri

İyilik Yapan Küçük Peri

Küçük Çiğdem Peri'nin kurak vadiye yaptığı minik iyiliklerle nasıl kocaman bir fark yarattığını anlatan sıcacık bir Türk masalı. Sevgi ve merhametin gücü.