Bir varmış bir yokmuş, gökyüzünün en uzak köşesinde, minicik bir yıldız yaşarmış. Adı Pırıltı'ymış. Pırıltı, altın sarısı renginde, diğer tüm yıldızlardan daha parlak ışık saçan yaramaz bir yıldızmış. Geceleri "Pırıl pırıl!" diye bağırır, etrafa ışıklar saçarmış. Bütün yıldızlar uyurken bile o zıp zıp zıplar, ışıklarını oynatırmış.
Bir gece, Ay Dede, bembeyaz sakalları uzun, yüzü pamuk gibi yumuşacık, kocaman gümüş bir battaniyeye sarılı bir şekilde Pırıltı'ya seslenmiş. "Pırıltı, minik yıldızım," demiş Ay Dede, "uyku zamanı geldi. Diğer yıldızlar yorgun. Biraz dinlen."
Pırıltı ise "Ama ben uyumak istemiyorum ki!" diye cıvıldamış. "Ben daha çok parlamak istiyorum! Şıkır şıkır!" demiş. Ay Dede'nin sözünü dinlememiş. Hatta o kadar çok zıplamış ki, "Zıp zıp zıp!" diye sesler çıkarıp diğer yıldızların arasına dalmış. Diğer yıldızlar "Of!" diye homurdanmışlar.
Pırıltı, Ay Dede'den kaçmak için hızla uzaklaşmış. Bir anda "Vuuuşşş!" diye bir sesle gökyüzünden aşağı doğru kaymış. Düştüğü yer, yemyeşil, kocaman ağaçların olduğu bir ormanmış. "Cumburlop!" diye küçük bir göletin kenarına inmiş.
Pırıltı, göletin kenarında, dalları yere kadar sarkan yaşlı bir söğüt ağacının üzerine düşmüş. Söğüt ağacının yaprakları, incecik tüller gibiymiş. Pırıltı, dalların arasına sıkışmış. "Eyvah!" diye fısıldamış. Işığı gittikçe azalmaya başlamış. "Pırıl pırıl!" diye bağırmak istese de sesi çıkmıyormuş. Gücü tükeniyormuş.
O sırada, ormanda gezen minik bir kız Pırıltı'yı görmüş. Kızın adı Elif'miş. Elif, üzerinde kırmızı puantiyeli sarı bir elbise, ayaklarında parlak pembe çizmeler varmış. Saçları da iki yandan örülü, ucunda mavi kurdeleler sallanıyormuş. Elif, merakla söğüt ağacına yaklaşmış. "Sen kimsin?" diye sormuş, sesi yumuşacıkmış.
Pırıltı, zorlukla "Ben Pırıltı," diye mırıldanmış. "Bir yıldızım. Kayboldum ve çok yorgunum. Uykum geldi ama nasıl uyuyacağımı bilmiyorum." Işığı iyice solmuştu, neredeyse hiç parlamıyordu.
Elif, Pırıltı'ya acımış. "Sen uyumalısın," demiş. "Bak, burası çok güzel bir yer." Elif, nazikçe Pırıltı'yı söğüt ağacının dalları arasından almış. Onu, göletin kenarındaki yumuşak, mosmor menekşelerin arasına yatırmış. "Şimdi gözlerini kapa, minik yıldız," demiş Elif. "Hışır hışır esen rüzgar sana ninni söylesin. Şırıl şırıl akan su, sana şarkı söylesin."
Pırıltı, Elif'in dediği gibi gözlerini kapatmış. Menekşelerin yumuşacık yaprakları onu sarmış. Rüzgar "Hışır hışır!" diye esmiş, göletin suyu "Şırıl şırıl!" diye akmış. Pırıltı, ilk defa bu kadar huzurlu hissetmiş. Göz kapakları ağırlaşmış, derin bir uykuya dalmış. "Mışıl mışıl!" diye uyumuş.
Pırıltı uyurken, ışığı yavaşça geri gelmeye başlamış. Daha da parlak olmuş. Gökyüzünde onu arayan Ay Dede, Pırıltı'nın ışığını fark etmiş. Ay Dede, usulca Dünya'ya inmiş. Elif'in yanında, mışıl mışıl uyuyan Pırıltı'yı görmüş. Gülümsemiş.
Ay Dede, Elif'e teşekkür etmiş. Sonra Pırıltı'yı nazikçe almış. Pırıltı uyanınca, Ay Dede'ye sarılmış. "Ay Dede," demiş, "uyumak ne kadar güzelmiş! Dinlenince ne kadar güçlü oluyormuşum!"
O günden sonra Pırıltı, Ay Dede'nin sözünü dinlemiş. Geceleri zamanında uyumuş. "Mışıl mışıl!" uyuyunca, gündüzleri "Fıçı fıçı!" ışık saçmış, daha da parlak parlamış. Diğer yıldızlar da artık rahatça uyuyormuş. Pırıltı, uykunun ne kadar önemli olduğunu anlamış. Artık hem yaramaz hem de akıllı bir yıldızmış.
Ve Elif de her gece gökyüzüne bakıp Pırıltı'nın parlak ışığını seyretmiş. Hepsi mutlu yaşamışlar.
...Ve böylece yaramaz Pırıltı'nın uykuyu keşfettiği, Ay Dede ve Elif ile mutlu sona ulaşan bu yıldız masalı burada biter.