Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil çayırların, mor dağların ardında, bir vadi varmış. Bu vadinin en güzel yerinde, pırıl pırıl kanatlarıyla, minicik bir peri yaşarmış. Adı Çiğdem Peri'ymiş. O kadar küçükmüş ki, bir çiçeğin taç yaprağında uyur, çiğ tanelerinden su içermiş. Kalbi iyilikle dolu, gözleri de zümrüt yeşili pırıl pırılmış.

Gel zaman git zaman, vadiye kuraklık çökmüş. Güneş her zamankinden daha yakıcı bakar olmuş, rüzgar kavurucu esmiş. Dereler kurumuş, çiçekler boynunu bükmüş, ağaçlar yapraklarını dökmeye başlamış. Vadideki hayvanlar susuzluktan inler, insanlar da tarlalarının başında kara kara düşünürmüş. Herkesin yüzü asık, kalbi de hüzünle dolmuş.

Çiğdem Peri bu durumu görünce çok üzülmüş. "Ben minicik bir periyim ama elimden gelen bir şeyler olmalı," diye düşünmüş. Kanatlarını çırpıp uçmuş, vadiyi baştan sona dolaşmış. Önce susuzluktan solan bir papatya görmüş. Minicik avuçlarına birikmiş çiğ tanelerini nazikçe papatyanın köklerine dökmüş. Papatya hemen canlanmış, bembeyaz başını güneşe çevirmiş. Çiğdem Peri'nin kalbi sevinçle dolmuş.

Solan Papatyaya Umut

Sonra, susuzluktan kurumaya yüz tutmuş bir söğüt ağacının yanına varmış. Söğüt, yapraklarını öyle bir eğmiş ki, dalları neredeyse yere değiyormuş. Çiğdem Peri, söğüdün en ince dalına konmuş ve fısıldamış: "Üzülme güzel söğüt, sabret. Bak, rüzgar nazikçe sana ninni fısıldıyor, belki yağmur bulutları da yolunu şaşırıp gelir." Sonra minicik sihirli tozlarından serpip, toprağın derinliklerine doğru minik bir su damlasını yönlendirmiş. Söğüt ağacı hafifçe silkiniyor gibi olmuş.

Yoluna devam ederken, minik bir kuşun yuvasına rastlamış. Yavru kuşlar sıcaktan bunalmış, gagasını açmış nefes nefese kalmışlar. Çiğdem Peri hemen harekete geçmiş. Kanatlarını çırparak havaya yükselmiş, en serin rüzgar esintisini bulmuş. Rüzgara tatlı tatlı fısıldamış: "Ey rüzgar kardeş, lütfen bu yuvaya biraz serinlik getirir misin?" Rüzgar da Çiğdem Peri'nin isteğini kırmamış, usulca eserek yuvaya serinlik taşımış. Yavru kuşlar rahat bir nefes almış.

Kuş Yuvasına Serin Esinti

Vadinin yamacında, yaşlı bir teyze yaşarmış. Bahçesi yemyeşilmiş eskiden ama şimdi her yer sararmış, solmuş. Teyze, her sabah bahçesine bakar, içini çeker dururmuş. Çiğdem Peri, teyzenin bahçesine konmuş. Orada, kurumuş bir gül fidanı görmüş. Minicik elleriyle toprağı eşelemiş, derine saklanmış, uykuya dalmış bir su damlacığını bulmuş. Sihirli sözler söyleyerek onu uyandırmış. Su damlacığı yavaşça toprağın içinden yükselmiş, gül fidanının köklerine doğru akmış. Gül fidanı canlanmaya başlamış, minik yeşil yapraklar uç vermiş.

Çiğdem Peri, günlerdir vadide böyle minik iyilikler yapıyormuş. Kimse onu görmemiş, kimse onun sihrini fark etmemiş. Ama her sabah vadi daha bir umutla uyanıyormuş. Papatyalar daha beyaz, söğütler daha yeşil, kuşlar daha neşeli ötmüş. Yaşlı teyzenin bahçesindeki güller bile yeniden açmış. Küçük su damlacıkları birikmiş, dereler yeniden şırıl şırıl akmaya başlamış.

Gül Fidana Yaşam Dokunuşu

Bir gün, vadiye yağmur yağmış. Öyle güzel bir yağmurmuş ki, toprak doymuş, ağaçlar şükretmiş, tüm canlılar sevinçle dolmuş. Bu yağmur, Çiğdem Peri'nin minicik iyiliklerinin birikimiyle gelmiş gibiymiş. Herkes iyiliğin gücünü yeniden hatırlamış. Küçük bir perinin dokunuşuyla, vadi yeniden hayat bulmuş.

Böylece Çiğdem Peri'nin yaptığı iyilikler, vadide bir fısıltı gibi yayılmış, her kalbe umut serpmiş. Unutulmamalı ki, küçücük bir iyilik bile kocaman farklar yaratırmış. Bu masal da burada bitmiş, dileyenlere tatlı rüyalar getirmiş.

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Nasreddin Hoca ve Kazan

Nasreddin Hoca ve Kazan

Nasreddin Hoca'nın bir kazan ödünç alıp, onu 'doğurttuğu' ve ardından 'öldürdüğü' komik ve ders verici hikayesi. Açgözlülüğün ve mantığın önemini anlatan geleneksel bir masal.