Bir varmış bir yokmuş, masmavi denizin kıyısında, küçük bir liman kasabası varmış. Bu kasabada iki kaptan yaşarmış. Biri Kaptan Mert’ti. Mert, minik ama güçlü, lacivert çizgili tişörtü, yamalı kanvas pantolonu ve kulağındaki pırıl pırıl altın küpesiyle tanınırdı. Gözleri denizin rengi gibi masmavi, bakışları cesur ve şefkatliydi. Onun “Mavi Rüzgar” adında, direği bembeyaz yelkenli, rengarenk boyalı, şirin bir teknesi vardı. Tekne, dalgaların üzerinde “Şırıl şırıl” kayardı.

Diğer kaptan ise Kaptan Kadir’di. Kadir, kocaman göbekli, kırmızı yanaklı ve hep kaşları çatık gezen biriydi. Üzerinde lekeli, eski bir ceket, belinde paslı bir kılıç taşırdı. Onun gemisi “Kara Köpekbalığı” ise kapkara ve kocaman, limanın en büyük gemisiydi. Kadir, hep en zengin olmak isterdi. “Hıııhh!” diye homurdanırdı sık sık. Mert’in teknesine bakıp dudak bükerdi. “Bu cılız tekneyle bir şey yapamazsın!” derdi.

Bir gün, uzak adalardan gelen bir haber kasabaya yayıldı. Efsaneye göre, denizlerin en parlak incisi, büyük bir fırtınada denizin derinliklerine kaybolmuştu. Bu inciyi bulan kişi, kasabaya bereket getirecekti. Kaptan Kadir gözlerini kocaman açtı. “İnci benim olmalı!” diye düşündü, ellerini ovuşturdu.

Cesur Denizci - Masal Kahramanları

Kaptan Mert ise farklı düşünüyordu. Kasabanın bu inciye ihtiyacı vardı. “Ben inciyi bulacağım!” dedi içinden. Teknesini hazırlamaya başladı. Kaptan Kadir, Mert’in yanına geldi. Kocaman gölgesi Mert’in üzerine düştü. “Hey Mert! O inciyi sen bulamazsın. Deniz çok tehlikeli, ‘VUUUŞŞŞ!’ diye esen rüzgarlar seni yutar!” diye hırladı. Mert gülümsedi. “Cesaret her fırtınayı yener Kadir Kaptan,” diye cevap verdi. Sonra teknesine atlayıp, “Gıcırt!” sesleriyle ipleri çözdü ve denize açıldı.

Kaptan Mert, “Mavi Rüzgar” ile dalgaların üzerinde ilerlerken, gökyüzü birden karardı. “Güm, güm, güm!” diye gök gürültüsü duyuldu. Deniz coştu, dev dalgalar “ŞLAP ŞLAP!” diye tekneye çarptı. Mert direksiyonu sımsıkı tuttu. Yüzüne vuran tuzlu suya aldırış etmeden ilerledi. Kaptan Kadir ise uzaktan, dürbünüyle Mert’i izliyordu. “Batacak o cılız tekne! İnci de benim olacak!” diye kıkırdadı. Ama Mert, fırtınayı atlattı. “Mavi Rüzgar”, sallanarak da olsa yoluna devam etti.

Mert, sonunda inciye ulaştığı yere geldi. İnci, batık bir geminin kalıntıları arasında parlıyordu. Ama onu devasa, mor renkli bir ahtapot koruyordu. Ahtapot, sekiz uzun koluyla inciyi sarmıştı. Mert, ahtapotla konuşmaya karar verdi. “Merhaba dostum,” dedi. Ahtapot “Fışşşş!” diye su püskürttü. “Bu inci kasabamız için çok önemli,” dedi Mert nazikçe. “Onu geri vermen bize yardım edecek.” Ahtapot, Mert’in iyi niyetini anladı. Yavaşça kollarını çekti. Mert, inciyi alıp teknesine döndü.

Cesur Denizci Hikayesinde Kritik Sahne

Kaptan Mert, “Mavi Rüzgar” ile inciyi kasabaya getirdi. Limandaki herkes sevinçle bağırdı. Kaptan Kadir ise gözlerine inanamadı. Yanakları kıpkırmızı kesildi. “Nasıl yani? O batmadı mı?” diye mırıldandı. Kaptan Mert, inciyi kasabanın yaşlılarına teslim etti. İnci sayesinde kasaba zenginleşti, herkes mutlu yaşadı. Kaptan Kadir, Mert’in cesaretini ve iyiliğini görünce utandı. O günden sonra daha nazik biri olmaya çalıştı. Kaptan Mert ise kasabanın en sevilen kahramanı oldu. Artık "Mavi Rüzgar" teknesiyle sadece balık tutmuyor, zor durumda olanlara yardım ediyordu.

Herkes anladı ki, en büyük hazine altın ve gümüş değil, cesaret ve iyi bir kalptir.

Cesur Denizci - Masal Sonu Sahnesi

...İşte bu masal da bize cesaretin ve iyiliğin her zaman en büyük hazine olduğunu gösterdi, tıpkı Kaptan Mert'in parlak incisi gibi.