Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların yemyeşil ormanlarında, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle uyanan bir ilkbahar sabahıymış. Güneş pırıl pırıl gülümsemiş gökyüzünden, toprağı ısıtmış, ağaçlara can vermiş. Ağaçlar yeni yapraklarıyla neşeyle salınmış, rüzgâr dallar arasında tatlı bir ninni gibi fısıldamış. Bu şenlikli havaya en çok sevinenlerden biri de Sincap Fındık’mış. Fındık, koca kuyruğunu keyifle sallayarak dallar arasında hoplayıp zıplamış, bir daldan diğerine atlamış. O gün orman hayvanları, baharın gelişini kutlamak için büyük bir piknik yapmaya karar vermişler. Haberi duyan her hayvan sevinçle zıplamış, evlerine koşup hazırlanmaya başlamış. Sincap Fındık da hiç vakit kaybetmeden, en taze, en güzel fındıklarını, iri cevizlerini özenle toplamaya girişmiş. Sepetini doldurmuş da doldurmuş, öyle ki taşıması bile zorlaşmış.

Koca Ayı, ormanın en derinindeki kovanlardan topladığı en tatlı ballarını getirmiş, koca bir tahta kova dolusu balla yola koyulmuş. Pamuk Tavşan, bahçesinden topladığı kıpkırmızı havuçları, taptaze marulları dere suyunda özenle yıkamış, üzerlerine çiy damlaları gibi parlak su taneleri konmuş. Onları yapraklara sarmış sarmalamış, kimse zarar vermesin diye. Kurnaz Tilki ise ormanın en kuytu köşelerindeki çalılıklardan en lezzetli, en sulu böğürtlenleri toplayıp geleceğini söylemiş, keyifli bir şarkı mırıldanarak yola koyulmuş. Herkes elinden gelenin en güzelini, en özelini hazırlamış, kalpleri bu güzel buluşma için heyecanla çarpmış durmuş. Rüzgâr usulca esmiş, ormanın taze toprak ve çiçek kokusunu her yana usulca taşımış. Dere şırıl şırıl akmış, taşlara çarparak sanki onlara eşlik etmek için neşeli şarkılar söylemiş. Güneş, gökyüzünün en güzel yerinden altın ışıklarını yollamış, piknik yerini aydınlatmış.
Öğle güneşi tam tepeye geldiğinde, ormanın en güzel açıklığında, yemyeşil çayırın ve şırıldayan derenin kenarında toplanmışlar. Çayır, rengârenk kır çiçekleriyle nakış gibi bezenmiş, kuş sesleri ve cırcır böceklerinin müziğiyle yankılanıyormuş. Sincap Fındık, getirdiği lezzetli yemişleri büyük bir iştahla, özenle serilen renkli bir örtünün üzerine dizmiş. Koca Ayı’nın altın sarısı balı, Pamuk Tavşan’ın çıtır çıtır havuçları ve marulları da yerini almış, adeta bir ziyafet sofrası kurulmuş. Ama bir de bakmışlar ki, Kurnaz Tilki’nin sepeti neredeyse boşmuş. Tilki, yolda gelirken o kadar acıkmış ki, böğürtlenlerin çoğunu dayanamayıp yemiş. Başını öne eğmiş, utancından yanakları kıpkırmızı kesilmiş, gözleri yere değmiş. Diğer hayvanlar, Tilki’nin bu durumuna gülmemiş, onu incitmek istememişler. Aksine, şefkatle birbirlerine bakmışlar. O sırada yaşlı ve bilge Baykuş, gürgen ağacının en yüksek dalından usulca seslenmiş: “Dostlar, unutmayın ki önemli olan sofrayı tıka basa doldurmak değil, kalpleri sevgiyle ve paylaşma ruhuyla doldurmaktır. Gerçek dostluk, en tatlı yiyecekten bile daha lezzetlidir.” demiş.

Bunun üzerine Sincap Fındık, neşeyle “Haklısın Baykuş Baba!” demiş. Hemen kendi fındıklarından, cevizlerinden en büyüklerini Tilki’nin önüne koymuş. Koca Ayı, tatlı balından bir miktar uzatmış. Pamuk Tavşan da en taze havuçlarını ve marullarını Tilki ile cömertçe paylaşmış. Tilki’nin yüzünde yeniden sıcacık bir gülümseme belirmiş, kalbi bu dostluk karşısında minnetle dolmuş, gözleri parlamış. Hep birlikte oturmuşlar, taze otların üzerine serilmiş rengârenk örtünün etrafında. Neşe içinde yemişler, içmişler. Derenin şırıltısı, rüzgârın dallar arasında fısıltısı onlara en güzel melodilerle eşlik etmiş. Kahkahalar ormanın derinliklerine, ta uzaklara yayılmış. Birbirlerine geçmişten masallar anlatmışlar, eski günlerden konuşmuşlar, bilmeceler sormuşlar. Güneş batmaya başladığında, gökyüzü turuncudan pembeye, mor renklere bürünmüş, yıldızlar tek tek göz kırpmaya başlamış, sanki onlara iyi geceler dilemiş.

Karnı doymuş, yüreği sevgiyle ve dostlukla dolmuş her hayvan, o günkü pikniğin tadını hiç unutmamış. Dostluklarının ne kadar kıymetli olduğunu, paylaşmanın verdiği mutluluğu bir kez daha anlamışlar. Evlerine dönerken Ay dede ve yıldızlar onlara gümüşten bir yol göstermiş. Sincap Fındık, yatağına uzanırken gözlerini kapatmış, o güzel pikniğin tatlı rüyalarına dalmış, fındıklar ve gülen yüzler görmüş. İşte bu masal da burada bitmiş, dostluğun ve paylaşmanın güzelliği de kalplerinize ışık gibi dolmuş.