Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil ovaların kıyısında, minik bir köy varmış. Bu köyün adı neymiş biliyor musunuz? Dostluk Köyü'ymüş. Çünkü orada yaşayan herkes birbirini pek severmiş. Bu köyde Hızlı Tavşan ile Yavaş Kaplumbağa adında iki candan dost yaşarmış. Hızlı Tavşan adı gibi pek çevikmiş, pır pır koşarmış, rüzgar bile ona yetişemezmiş. Yavaş Kaplumbağa ise ağırbaşlıymış, adımlarını ölçerek atarmış, ama kalbi altından daha değerliymiş.
Bir ilkbahar sabahı, Güneş ışıkları dallardan süzülüp yeryüzünü öperken, köyün en bilge kişisi, Ak Sakallı Bilge Baykuş, büyük bir duyuru yapmış. 'Ey Dostluk Köyü halkı!' demiş, 'Bugün bir yarış düzenleyeceğim. Yarışı kazanan, tepedeki Oylumlu Dağı'nın zirvesinde açan, köyümüze neşe ve bereket getiren Işıltılı Nar Çiçeği'ni alacak!' Hızlı Tavşan bu haberi duyunca kulaklarını dikmiş, sevinçle zıp zıp zıplamış. 'Ben kazanırım elbette!' demiş, 'Kimse benim kadar hızlı koşamaz ki!' Yavaş Kaplumbağa ise dostunun bu coşkusuna gülümsemiş. Kendisi için zorlu bir yarış olacağını biliyormuş ama dostuna destek olmak için 'Ben de sana eşlik ederim Hızlı Tavşan dostum,' demiş. 'Belki yolda bir yardıma ihtiyacın olur.' Hızlı Tavşan 'Benim neye ihtiyacım olacak ki?' diye düşünmüş ama Kaplumbağa'ya belli etmemiş.

Yarış başlamış. Hızlı Tavşan bir ok gibi fırlamış, patileri toprağı zar zor görmüş. Rüzgar adeta onunla birlikte ıslık çalmış, ağaçlar alkışlar gibi sallanmış. O hızla ilerlerken, arkasında Yavaş Kaplumbağa sabırla, adım adım ilerliyormuş. Dere kenarından geçerken, berrak sular ona 'Acele etme, yavaş ve emin adımlar daha kıymetli,' diye fısıldamış. Hızlı Tavşan epey yol almış. Ama Oylumlu Dağı'nın yamacına geldiğinde, yolun ortasında büyük, dikenli bir çalılık görmüş. Ne kadar denese de geçememiş. Dikenler patilerine batmış, canı yanmış. Hızı bir anda durmuş, umudu tükenmeye başlamış. 'Ah!' demiş kendi kendine, 'Bu dikenli çalıdan nasıl geçerim şimdi? Yarışı kazanamayacağım galiba!' Üzgün bir şekilde oturup kalmış.

Tam o sırada, ter içinde kalmış ama yüzünde sıcak bir gülümsemeyle Yavaş Kaplumbağa yetişmiş. Hızlı Tavşan'ın halini görünce hiç düşünmeden, 'Dostum, neden durdun?' diye sormuş. Hızlı Tavşan durumu anlatınca Yavaş Kaplumbağa gözlerini kısmış, etrafa bakmış. Sonra kararlı bir sesle 'Gel sırtıma bin Hızlı Tavşan,' demiş, 'Kabuğum çok sağlamdır, dikenler bana işlemez. Birlikte geçeriz bu çalılığı!' Hızlı Tavşan şaşırmış, daha önce hiç böyle bir şey düşünmemişmiş.

Hızlı Tavşan, Yavaş Kaplumbağa'nın sırtına binmiş. Yavaş Kaplumbağa sağlam adımlarla, hiç duraksamadan dikenli çalılığın içinden geçmiş. Dikenler kaplumbağanın sert kabuğuna değip kaymış, ikisine de zarar vermemiş. Zorlu engeli birlikte aşmışlar. Yavaş Kaplumbağa, Hızlı Tavşan'ı sırtından indirmiş. İkisi de yorgunmuş ama kalpleri sevinçle dolmuş. Anlamışlar ki, birlikte olmak her engeli aşmak demekmiş. Kalan yolu el ele, yani pati patıya tutuşarak, gülerek koşmuşlar. Köy halkı onları bitiş çizgisine yaklaşırken görünce şaşkınlıkla birbirlerine bakmış. İki dost, aynı anda, bitiş çizgisini geçmişler. Ak Sakallı Bilge Baykuş, tebessümle yanlarına gelmiş ve 'Bugün hızın değil, dostluğun ve yardımlaşmanın kazandığını gördük çocuklar,' demiş. 'Işıltılı Nar Çiçeği ikinizin de hakkı.' Hızlı Tavşan ile Yavaş Kaplumbağa, Nar Çiçeği'ni birlikte almışlar. O günden sonra Dostluk Köyü'nde neşe ve bereket hiç eksik olmamış, dostluğun gücü dilden dile dolaşmış.
Bu masal da burada bitmiş. Yüreklere serin su serpmiş, dostluğun kıymetini bir kez daha anlatmış.