Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların yemyeşil ormanlarında, kanatları çiğ taneleri gibi ışıldayan, kalbi çiçekler kadar narin bir peri yaşarmış. Adı Elif’miş. Elif, her gece gökyüzüne bakar, parıl parıl parlayan yıldızlara hayran kalırmış. Özellikle de gecenin en parlak yıldızıyla tanışmayı, onunla bir sır paylaşmayı düşlermiş. Rüzgar dallar arasında ninni fısıldar, dere gümüşten şarkılar söyler, Elif ise hep o yıldızı düşünürmüş.

Bir gece, yıldızlara olan özlemi o kadar artmış ki, içi içine sığmaz olmuş. Ormanın bilge perisi, her şeyi bilen Papatya Nine'nin yanına gitmiş. Papatya Nine, ak saçlarını okşamış Elif'in, gözlerinin içine bakmış ve tatlı sesiyle fısıldamış: "Gökyüzüne ulaşmanın yolu, kalbindeki cesaretten geçer, yavrum. En yüksek dağın zirvesine çık, orada rüzgarın şarkısını dinle, o sana yolu gösterecektir." Elif, Papatya Nine'nin sözleriyle umutlanmış, minik kalbi sevinçle çarpmış. Ertesi sabah güneş ilk ışıklarını gönderir göndermez, Elif yola koyulmuş.

Yol boyunca kuşlar ona neşeli ezgilerle eşlik etmiş, sincaplar dallardan göz kırpmış. Elif, yorulmadan, usanmadan yürümüş. Rüzgar kulaklarına tatlı tatlı esmiş, "Yukarı, daha yukarı!" diye yol göstermiş adeta. Dereler şırıl şırıl akarken, Elif'in yorgunluğunu almış götürmüş. Sonunda, karlı doruklara ulaşmış. Gökyüzü o kadar yakınmış ki, sanki eliyle dokunacakmış. Tam o anda, gecenin en parlak yıldızı, tıpkı Elif'in hayallerindeki gibi, pırıl pırıl parlamış ve ona göz kırpmış. Yıldız, Elif'in dileğini duymuş, kalbindeki saf sevgiyi görmüş. Ve o an, yıldızın içinden kopan küçücük bir parıltı, süzülerek Elif'in avucuna konmuş.

Elif, avucundaki parıltıya bakmış. O kadar sıcak, o kadar aydınlıkmış ki! Yıldız ona, "Asıl parıltı, senin içinde, sevgiyle ve dostlukla büyüyen ışıkta gizli," demiş fısıltıyla. "O ışığı paylaştıkça, hem sen hem de etrafındaki dünya daha da aydınlanır." Elif, yıldızın bu sözleriyle büyük bir ders almış. Anlamış ki, önemli olan en parlak olmak değil, sahip olduğu ışığı etrafındakilerle paylaşmakmış. Minik peri, kalbindeki ve avucundaki parıltıyla ormana geri dönmüş. Geri döndüğünde, yıldızın ışığını tüm çiçeklerle, tüm hayvanlarla paylaşmış. Orman daha da ışıklı, daha da neşeli, daha da huzurlu olmuş. Ve böylece, bu güzel masal da kalplerimizde yerini almış, bize sevginin ve paylaşmanın değerini anlatmış.