Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş, çimenleri çiğ taneleriyle parlayan, evleri ahşap kokulu, şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde, güler yüzlü, yanakları al al, pırıl pırıl gözlü, Elif adında küçük bir kız yaşarmış. Elif, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanır, penceresinden uzanıp köyün mis kokulu çiçekleriyle selamlaşırmış. Kuşlar penceresinin önünde neşeyle cıvıldaşır, rüzgâr dallar arasında ona tatlı mı tatlı bir ninni fısıldarmış. Ama Elif'in kalbinde, her ne kadar doğayı çok sevse de, minik bir boşluk varmış. En büyük dileği, gönlüne sırdaş olacak, birlikte oyunlar oynayabileceği, sırlar paylaşabileceği bir arkadaş bulmakmış.

Elif sık sık köyün hemen yanından akan derenin kenarına oturur, suyun şırıltısını dinlermiş. Dere ona akıp giden sularıyla şarkılar söylemiş, "Arkadaşlık, bazen en beklenmedik anda, kalplerin buluştuğu yerdedir," dermiş usulca. Elif bazen de bahçedeki rengârenk çiçeklerle konuşurmuş. Kırmızı güller, mor sümbüller de nazikçe başlarını sallayıp, "Sevgiyle ve umutla bakarsan, etrafında her yerde bir dost bulursun Elifciğim," diye fısıldamışlar. Elif, bu sözleri minik kalbine yazmış, her baktığı yerde, her duyduğu seste bir dostluk izi aramış durmuş.

Elif'in Dileği

Bir gün Elif, elinde rengârenk çiçek desenleriyle süslü, küçük bir sepetle ormana doğru yola çıkmış. Sepetinde annesinin hazırladığı mis kokulu böğürtlenler ve taptaze fındıklar varmış. Amacı, ormanın en güzel çiçeklerinden toplamak ve belki de bir dostla karşılaşmakmış. Ormanın derinliklerinde, dalları göğe uzanan, gövdesi yosunlarla kaplı, yaşlı ve bilge bir çınar ağacı varmış. Elif, çınarın serin gölgesine oturmuş, kuşların melodilerini dinlerken etrafı seyretmeye başlamış. Güneş ışınları, yaprakların arasından süzülerek toprağa dantel gibi ışık desenleri işlermiş. Elif, "Acaba benimle bu güzel ormanda oynayacak, sırlarımı paylaşacak kimse var mı?" diye usulca mırıldanmış, gözleri umutla etrafta gezinmiş.

Tam o sırada, ağacın kalın dallarından küçük, kahverengi tüylü, kıpır kıpır bir sincap belirmiş. Kocaman, parlak ve meraklı gözleriyle önce Elif'e bir süre bakmış, sonra patileriyle minicik bir meşe palamudunu tutmuş. Sincap, sanki bu palamudu Elif'e bir hediye olarak uzatmak istermiş gibi dikkatlice ağaçtan inmiş, Elif'in hemen önüne bırakmış. Elif'in yüzünde sıcacık bir gülümse belirmiş, "Merhaba küçük dost, ne kadar da naziksin," demiş. Sincap, sanki Elif'in sözlerini anlamış gibi başını sallamış ve kuyruğunu neşeyle sallayarak Elif'in dizine tırmanmış. Bu küçücük hediye ve samimi hareket, Elif'in içini sıcacık bir sevinçle doldurmuş.

Küçük Dost Fındık'la Tanışma

Elif, sincabın bu tatlı ve nazik hareketine çok sevinmiş. Sepetinden getirdiği en taze fındıklardan birkaçını sincaba uzatmış. Sincap, minik patileriyle fındıkları hemen alıp iştahla yemeye başlamış. Karnı doyunca, Elif'in omzuna tırmanıp kulağına sanki bir şeyler fısıldar gibi tatlı sesler çıkarmış. Elif, "Demek adın Fındık," diye neşeyle gülümsediğinde, Fındık da sanki adını beğenmiş gibi tekrar başını sallamış. O günden sonra Elif ile Fındık, ormanın en ayrılmaz iki arkadaşı olmuşlar. Her gün ormanın kalbinde buluşmuşlar, birlikte saklambaç oynamışlar, dereden taş sektirmişler, sırlar paylaşmışlar. Elif, Fındık'a ninni gibi masallar anlatmış, Fındık da ona ormanın en gizli, en güzel çiçekli yerlerini, en tatlı meyvelerini göstermiş.

Elif, Fındık sayesinde çok önemli bir ders öğrenmiş: Arkadaşlık bazen hiç beklemediğin bir anda, hiç düşünmediğin bir yerden gelirmiş. Önemli olan, kalbini sevgiye açmak, etrafındaki canlılara şefkatle yaklaşmak ve güzelliklere dikkatle bakmakmış. Fındık sayesinde Elif, dünyanın sadece insanlarla değil, tüm canlılarla dolu kocaman bir aile olduğunu anlamış. Artık yalnızlık nedir bilmezmiş, çünkü kalbi sevgiyle, neşeyle ve dostlukla dolup taşmış. Her sabah uyandığında, Fındık'la buluşma hayaliyle içi kıpır kıpır olurmuş.

Oyun Zamanı

İşte böylece Elif ile Fındık, köyün ve ormanın en güzel, en içten arkadaşlık hikâyesinin kahramanları olmuşlar. Onların dostluğu, rüzgarın fısıltısıyla, suyun şırıltısıyla, yıldızların parıltısıyla dillere destan olmuş, nesilden nesile anlatılmış. Bu da o dostluğun tatlı mı tatlı masalı, kalpleri ısıtan bir tebessüm gibi sona ermiş. Gönüllerinize neşe, yuvalarınıza bereket dolsun!

Bu Masalı da Okumak İster misin?

Cesur Kedi Pamuk

Cesur Kedi Pamuk

Cesur Kedi Pamuk'un, minik bir serçe yavrusunu kurtarmak için yüksek ağaca tırmanışını anlatan geleneksel bir Türk masalı. İyilik ve cesaretin hikayesi.