Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil ağaçların gökyüzüne uzandığı, derelerin şırıl şırıl aktığı, kuşların cıvıl cıvıl şarkı söylediği şirin bir köyde, Elif adında pek meraklı, pek hayalperest bir kız yaşarmış. Elif’in saçları gecenin rengi gibi simsiyah, gözleri ise sanki yıldızlarla ışıldarmış.
Elif, en çok geceleri severmiş. Ay dede gümüşten bir kayıkla gökyüzüne tırmandığında, yıldızlar pırıl pırıl göz kırptığında, Elif penceresinden dışarıya bakar, onlarla tatlı tatlı sohbet edermiş. Hayaller kurar, uzak diyarlara uçup gitmek istermiş. O, gökyüzünün sırlarını çözmeye can atarmış.
Bir akşam, rüzgar penceresinden usulca içeri süzülmüş, Elif’in kulağına ninni gibi fısıldamış: “Biliyor musun küçük Elif, bu dağların ardında, yıldızlara en yakın yerde, gizemli bir ‘Uzay Kampı’ varmış. Orada yıldızların masalları anlatılır, ay dedenin şarkıları dinlenirmiş.” Elif şaşırmış, gözleri kocaman açılmış, kalbi pır pır çarpmış.

Ertesi sabah, güneşin ilk ışıkları yeryüzünü okşarken, Elif merakına daha fazla dayanamamış. Annesine, babasına usulca veda etmiş, yola koyulmuş. Patika yollar Elif’i çağırırmış gibiymiş. Dere şırıl şırıl şarkılar söylemiş, Elif’e yol göstermiş. Uzun, ama bir o kadar da keyifli bir yolculuktan sonra, Elif kendini yüksek bir tepenin yamacında bulmuş. Burası, sanki yıldızlara uzanabilecek kadar yakın, bulutlara dokunabilecek kadar yüksek bir yer imiş.
Tepede, ak sakallı, nur yüzlü, bilge bir Dede oturuyormuş. Dede, yıldızlara bakıyor, tatlı tatlı gülümsüyormuş. Yanında küçük bir ateş yanar, çıtırtısı Elif’in içini ısıtırmış. Dede, sanki Elif’in geleceğini bilmiş gibi, başını çevirmiş: “Hoş geldin küçük Elif,” demiş, sesi bulutların arasından gelen huzurlu bir türkü gibiymiş. “Demek Uzay Kampı’nı arıyorsun?”
Elif heyecanla başını sallamış. “Evet Dede, rüzgar bana fısıldadı,” demiş. Dede, Elif’i yanına oturtmuş. “Uzay Kampı,” demiş Dede, “ne bir bina, ne de bir okul. Uzay Kampı, senin kalbindeki merak, gözlerindeki ışıltı ve dinlediğin her fısıltıdır. Her yıldızın bir ismi, her gezegenin bir masalı vardır. Onları dinlemek için sadece gözlerini değil, kalbini de açman gerekir.”

Dede, Elif’e yıldızların en eski hikayelerini anlatmış. Demiş ki, her bir yıldız aslında bir dilek taşırmış, her bir gezegenin ise kendine özgü bir masalı varmış. Kutup Yıldızı’nın gemicilere nasıl yol gösterdiğini, Ay’ın gelgitleri nasıl yönettiğini, Samanyolu’nun tozlu yollarında kaybolan hayalleri anlatmış. Elif, Dede’nin sözlerine kulak vermiş, sanki yıldızlar da ona kendi sırlarını fısıldarmış gibi hissetmiş. Rüzgar, onların anlattıklarını usulca taşır, dağlar sessizce dinlermiş.
Ay dede, o gece gökyüzünde daha bir parlakmış, Elif’in gözlerine bakmış, sanki ona “Hayal etmeye devam et, küçük Elif. Gökyüzü hayallerle doludur” dermiş. Elif, o gece Dede’nin yanında, yıldızların altında uyumuş. Rüyalarında gezegenler arasında dolaşmış, kuyruklu yıldızlara binip uzay boşluğunda süzülmüş, sanki tüm evren onun oyun bahçesi olmuş.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Elif gözlerini açtığında, Dede yokmuş. Yalnızca sönmüş bir ateşin külleri ve Dede’nin sözlerinin yankısı kalmış. Ama Elif’in kalbi huzur doluymuş. Artık biliyormuş ki, yıldızlara ulaşmak için uzaya gitmeye gerek yokmuş. Onlar zaten her zaman onunla birlikteymiş, tıpkı hayalleri gibi, tıpkı içindeki merak gibi. Bilgiye ulaşmak için okullara gitmek elbette önemliymiş, ama bazen en büyük dersler doğadan, yaşlılardan ve kendi iç sesinden gelirmiş.

Elif, köyüne geri dönmüş. Geceleri penceresinden yıldızlara bakarken, artık her birinin hikayesini biliyormuş. Rüzgar fısıldadığında, derenin şarkısını dinlediğinde, ağaçların hışırtısında, kısacası her yerde bir "Uzay Kampı" bulurmuş. Çünkü o anlamış ki, gerçek Uzay Kampı, insanın kalbindeki bitmek bilmeyen keşfetme arzusuymuş.
Ve böylece Elif, hayatı boyunca hayallerine sıkı sıkı sarılmış, yıldızların parıltısını hiç kaybetmemiş. Bu masal da burada bitmiş, dileyen herkese bir yıldız kaymış.