Bir varmış bir yokmuş, Akşehir’in şirin mi şirin bir köyünde, bilge mi bilge Nasreddin Hoca yaşarmış. Hoca’nın uzun, bembeyaz bir sakalı, başında da tertemiz, kocaman bir sarığı vardı. Her sabah olduğu gibi o gün de pazara gitmişti.
Pazar renk renk, cıvıl cıvıl insan doluydu. Hoca, tezgahların arasında ağır ağır yürürken gözüne bir şey takıldı. Parlak mı parlak, yemyeşil, kocaman bir testi! Testi o kadar güzeldi ki, içinden şırıl şırıl su sesi geliyormuş gibiydi. Hoca gülümsedi. "Bu testiyle evime buz gibi sular taşırım," diye düşündü. "Su taşımak ne de kolay olur!" Testiyi satın aldı.
Hoca, testiyi koltuğunun altına almış, keyifli keyifli evine doğru yürüyordu. Tam bu sırada, arkadan bir ses geldi: "Hocam! Hocam!" Bu ses, aceleci komşusu Temel’e aitti. Temel’in üzerinde kırmızı bir yelek, altında ise biraz yıpranmış, kahverengi bir pantolon vardı. Saçları dağınık, adımları hep hızlıydı.
Temel, nefes nefese Hoca’ya yetişti. "Hocam, ne güzel bir testi almışsın! Ben de bahçeyi sulayacaktım, benim testim kırık. Bana biraz ödünç verir misin?" diye sordu.
Hoca, Temel’in aceleci halini bilirdi ama yine de "Elbette Temel, al kullan. Ama dikkatli ol, testiler kırılgandır," dedi.
Temel, testiyi Hoca’nın elinden aldı. "Merak etmeyin Hocam!" diye bağırdı ve koşmaya başladı. Adımları hızlandı. "Tak tuk tak tuk!" Yere düşen bir taşa takıldı. "Vay canına!" diye bir ses çıktı ağzından.
Hoca, "Dur Temel, yavaş ol!" diye seslenebildi sadece. Ama Temel çoktan dengesini kaybetmişti. "Güm!" diye yere kapaklandı. Elindeki yemyeşil testi de onunla birlikte yere düştü. "Çat! Çat! Çat!" Testi bin parçaya ayrıldı. Küçük küçük cam gibi parçalar etrafa saçıldı.
Temel, şaşkınlıkla yerden kalktı. Kırık testiye baktı. Yüzü kıpkırmızı oldu. "Eyvah Hocam! Ne yaptım ben şimdi? Testinizi kırdım!" diye üzüntüyle mırıldandı.
Hoca, Temel’in yanına geldi. Yere çömeldi ve kırık parçalara baktı. "Aceleci Temel," dedi yumuşak bir sesle. "Gördün mü? Dikkat etmezsen, ne kadar güzel olursa olsun, her şey bir anda kırılabilir. Önemli olan, eşyaya ve işine özen göstermek."
Temel, başını öne eğdi. "Haklısınız Hocam. Çok üzgünüm. Size hemen yeni bir testi alacağım."
Hoca gülümsedi. "Önemli değil Temel. Önemli olan ders alman. Şimdi git, işlerini dikkatli yap. Yeni testiyi de sonra düşünürüz."
Temel, o günden sonra her işini daha yavaş ve daha dikkatli yapmaya başladı. Artık hiçbir şeyi aceleyle kırmıyor, kaybetmiyordu. Hoca da yeni bir testi alıp, her gün buz gibi sularını taşımaya devam etti. Herkes mutlu, her şey yolundaydı.
...İşte bu masal da bize, dikkatli olmanın ve her zaman sorumluluklarımızı yerine getirmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.