Bir varmış bir yokmuş, Allah'ın kulu çokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak diyarların birinde, yemyeşil ovaların ortasında küçük bir köy varmış. Bu köyün adı Huzurköy imiş. Huzurköy'de her sabah horozlar öter, güneş dağların arkasından süzülür, dere şırıl şırıl şarkı söylermiş, rüzgar ağaçların yapraklarına tatlı tatlı ninniler fısıldarmış.
Bu köyde, gözleri pırıl pırıl, yüreği pamuk gibi küçük bir çocuk yaşarmış. Adı Ali imiş. Ali, minicik boyuna rağmen kocaman hayalleri olan bir çocukmuş. En büyük hayali ise köyün camisinde müezzin olmak, hatta bir gün imam olmakmış. Her vakit ezan okunduğunda koşar camiye gidermiş. Camiye girince, büyüklerin yanına usulca oturur, imam efendinin güzel sesinden duaları, hikmetli sözleri dinlerken sanki kanatlanırmış. Köyün İmamı, yaşlı ve bilge bir zatmış. Ali'nin camiye olan bu derin sevgisini, gözlerindeki o parıltıyı fark etmiş, ona sık sık şefkatle gülüümsemiş, halini hatrını sorarmış. Ali ise bu sıcak gülümsemelerden ve tatlı sözlerden güç alırmış, içindeki arzusu daha da büyürmüş.

Ali, caminin bahçesinde oynarken bile minik dudaklarıyla dualar mırıldanır, toprağın kokusunu içine çeker, yıldızlar gökyüzünde göz kırparken, o da içinden "Keşke ben de camimize, köyümüze daha faydalı olsam," diye geçirirmiş. Geceleri uykuya dalarken bile, kulağında imam efendinin sesi yankılanır, kendisini minberde hayal edermiş. Köylüler de Ali'nin bu halini bilir, onu severlermiş. "Ah, şu Ali'nin yüreği ne kadar da temiz," derlermiş aralarında.
Gel zaman git zaman, bir sabah köyde büyük bir telaş başlamış. İmam efendi hastalanmış, yatağa düşmüş, sesi soluğu kesilmiş. Köylüler çok üzülmüş, caminin boş kalmasına gönülleri razı olmamış. Sabah namazı vakti gelmiş, ezan okunacak, namaz kıldırılacak ama imam efendi yokmuş. Herkes birbirine bakmış, "Ne yapsak, kim ezan okusa?" diye düşünmüşler. İşte o an, Ali'nin minik yüreği bu duruma dayanamamış. İçinden bir ses ona "Vakit senin vaktindir Ali!" demiş.
Kocaman adımlarla, küçücük boyuna aldırmadan camiye koşmuş. Caminin kapısı aralıkmış, sanki onu bekliyormuş gibi. İçeriye girmiş, etrafa bakmış. Kimsecikler yokmuş, sadece duvarlardaki lambalar hafifçe titriyormuş. O an, Ali'nin aklına bir fikir gelmiş. "İmam efendi hastaysa, camiye ben bakarım! Allah'ın evi sahipsiz kalmaz!" demiş kendi kendine. Önce süpürgeyi almış eline, minicik kollarıyla kocaman caminin her köşesini süpürmeye başlamış. Tozlar havalanmış, güneş ışıkları içinde adeta dans etmiş, Ali'nin çabasına eşlik ediyormuş.

Cami pırıl pırıl olunca, Ali minberin yanına gitmiş. İçinden bir ses ona "Ezan oku Ali! Sesin belki incecik ama niyetin pak!" demiş. Önce çekinmiş, sesi incecikmiş, belki kimse duymazmış. Ama sonra gözlerini yummuş, ellerini semaya açmış, Allah'tan yardım dilemiş. Derin bir nefes almış ve tüm gücüyle "Allahu Ekber!" demiş. Sesi titrek, incecik ama yüreğinden gelen bir samimiyetle dolup taşıyormuş. Bu alışılmadık, çocuksu ezan sesini duyan köylüler şaşkınlıkla camiye doğru koşmuşlar. "Bu ses de neyin nesi? Kim ezan okuyor böyle?" diye merak etmişler.
Camiye vardıklarında, Ali'yi görmüşler. Minik bedeniyle, alnında ter damlacıklarıyla tüm gücüyle ezan okumaya çalışıyormuş. Köylülerin gözleri yaşarmış, yürekleri sımsıcak olmuş. Tam o sırada, iyileşmeye başlayan İmam efendi de yatağından kalkmış, merakla camiye gelmiş. Ali'nin bu halini görünce gözleri dolmuş, minik Ali'nin yanına gitmiş, şefkatle başını okşamış. "Evladım Ali," demiş, "Senin kalbin o kadar temiz ki, bu ezan arş-ı âlâya kadar ulaşmıştır. Senin bu samimi gayretin, bin sesten daha kıymetlidir."

O günden sonra Ali, imam efendinin en büyük yardımcısı olmuş. Caminin temizliğinden, şamdanların parlatılmasına, cemaate su ikram etmeye kadar her şeye koşar olmuş. Köylüler Ali'nin bu gayretini, yüreğinin temizliğini hiç unutmamışlar. Ali, küçücük bedeniyle büyük işler başarmış, herkese iyiliğin ve samimiyetin ne kadar kıymetli olduğunu, yaşın değil, niyetin ve gayretin önemli olduğunu göstermiş.
İşte bu masal da burada bitmiş; bu dünya durdukça Ali gibi samimi yüreklerin ışığı hiç sönmesin, gönüller şenlensin, iyilikler daim olsun, küçük adımlarla bile olsa büyük güzellikler yaratılabilsin diye anlatılmış.