Bir varmış bir yokmuş. Uzak bir diyarda, yemyeşil tepelerin arkasında büyük bir krallık varmış. Bu krallığın şatoları yüksek, bahçeleri rengarenk çiçeklerle doluymuş. Kral ve Kraliçe, bu güzel krallığı akıllıca yönetirmiş.

Kral ve Kraliçe'nin biricik oğulları Prens Can varmış. Prens Can çok yakışıklıymış. Uzun, siyah saçları, bembeyaz bir teni ve hep kederli duran kocaman gözleri varmış. Ama Prens Can'ın bir sırrı varmış: Hiç gülmezmiş. Yüzü hep dümdüz, ifadesiz dururmuş. Ne komik bir şakaya, ne neşeli bir oyuna tepki verirmiş. Kral ve Kraliçe bu duruma çok üzülürlermiş. Kraliçe her sabah, "Ah, Prens Can bir gülüverse!" diye iç çekermiş.

Kral, oğlunun gülümsemesi için büyük bir karar almış. Bütün krallığa bir tellal yollamış. Tellal, "Duyduk duymadık demeyin! Kim Prens Can'ı güldürürse, büyük bir kese altın ve sarayda ömür boyu yer kazanacak!" diye yüksek sesle bağırmış. "Davul zurna! Çat çut!"

Gülmeyen Prens Hikayesinden Kareler

Bu haberi duyan herkes saraya koşmuş. Kimi cambazlık yapmış, havada taklalar atmış, "Hophop!" diye bağırmış. Kimi komik yüzler yapmış, "Şakşak!" diye alkış tutmuş. Ama Prens Can sadece bakmış. Yüzünde ufacık bir tebessüm bile belirmemiş.

Sarayın en kibirli soytarısı, Koca Burunlu Cem, sahneye çıkmış. Üzerinde rengarenk, pırıl pırıl kumaşlardan yapılmış bir elbise varmış. Başında zillerle süslü, sivri bir şapka sallanıyormuş. Yüzü kırmızı, mavi boyalarla komik bir şekilde süslenmiş. Cem, "Ben bu prensi güldürürüm!" diye kasıla kasıla konuşmuş. Büyük bir kutu çıkarmış. Kutudan bir yılan taklidi yapmış. "Ssss! Cızzz!" diye sesler çıkarmış. Prens Can yine hiç tepki vermemiş. Cem'in yüzü asılmış, "Bu prens demirden mi yapılmış?" diye mırıldanmış.

Kalabalığın arasından küçük bir kız, Elif, öne çıkmış. Elif'in üzerinde yamalı, soluk mavi bir elbise varmış. Saçları sıkı sıkı örülü, minik elleri titriyormuş. Ama gözleri pırıl pırılmış. Elinde eski, tahtadan yapılmış, kanatları biraz kırık bir oyuncak ördek varmış. Kibirli Cem, Elif'i görünce "Hahaha!" diye kahkaha atmış. "Sen mi güldüreceksin prensi? Elindeki şu eski hurdayla mı?" demiş.

Gülmeyen Prens - Heyecanlı Bir An

Elif utanmış ama cesurca Prens Can'ın yanına gitmiş. Prens'in penceresinin kenarındaki saksıda, kurumuş, başını eğmiş bir çiçeği görmüş. "Prens Can," demiş usulca. "Bu çiçek çok susamış. Şırıl şırıl su verseydik ne güzel olurdu." Prens Can ona boş gözlerle bakmış. Elif'in gözleri dolmuş. Tam geri dönecekken, elindeki oyuncak ördek yere düşmüş. "Çat!" diye bir ses gelmiş. Ördeğin başı tamamen kopmuş.

Elif'in gözünden bir damla yaş süzülmüş. Prens Can, Elif'in üzgün yüzüne bakmış. Sonra kırık oyuncağa. Prens Can'ın yüzünde hafif bir kıpırtı olmuş. Sonra küçücük bir tebessüm belirmiş. "Üzülme," demiş Prens Can. Sesi fısıltı gibiymiş. "Onu tamir edebiliriz."

Prens Can, yerden kırık ördeği almış. Ceketinin cebinden küçük, keskin bir bıçak çıkarmış. Dikkatlice ördeği tamir etmeye başlamış. "Tık tık," diye hafif sesler gelmiş. Elif, Prens Can'ın işine ne kadar özen gösterdiğini görmüş. Yüzünde şaşkınlık ve sevinç belirmiş. Birkaç dakika sonra, ördeğin başı yerine oturmuş.

Prens Can gülümsedi. Bu gerçek bir gülümsemeydi! "İşte oldu!" dedi ve "Hahaha!" diye tatlı bir sesle güldü. Bütün saray halkı şaşkınlıkla Prens Can'a bakmış. Kral ve Kraliçe'nin gözleri dolmuş. "O güldü! Prens Can güldü!" diye sevinç çığlıkları atmışlar. Kibirli Cem ise şaşkınlıktan ağzı açık kalmış, yüzü pancar gibi kızarmış.

Gülmeyen Prens Hikayesinin Finali

Kral, Elif'e söz verdiği gibi büyük ödülü vermiş. Elif parayı alıp köydeki yoksullara yardım etmiş. Prens Can o günden sonra daha çok gülmüş. Artık sadece oyuncakları değil, herkesin kalbini de tamir etmeyi çok seviyormuş. Elif ve Prens Can, krallığın en iyi arkadaşları olmuşlar. Çünkü iyilik ve dürüstlük, her zaman en büyük neşeyi getirirmiş.