Bir varmış bir yokmuş, uzak bir ülkede Neşesizler Kasabası varmış. Bu kasabanın adı gibi, kimse gülmez, kimse eğlenmezmiş. Çocuklar bile oyun oynamaz, hep somurtuk gezerlermiş. Küçük Ayşe, gri elbisesiyle, saçları dağınık, her gün pencereden dışarı bakar, derin bir iç çekerdi. Kasabanın Belediye Başkanı Bay Somurtkan ise her sabah parlak siyah takım elbisesini giyer, gümüş rengi bastonuyla "Tıkır tıkır" yürür, herkesi daha da ciddileştirirmiş.
Bir gün, kasabaya rengarenk bir araba geldi. "Vınnnn!" diye bir sesle durdu. Arabadan Palyaço Cici indi. Üzerinde kocaman, sarı puantiyeli, bol bir tulum vardı. Ayaklarında dev gibi, kırmızı pabuçlar "Tak tak!" diye ses çıkarırdı. Başında rengarenk bir peruk, yüzünde kocaman bir gülümseme ve burnunda pırıl pırıl kırmızı bir top vardı. Palyaço Cici, Neşesizler Kasabası'nın bu haline çok üzüldü.
Palyaço Cici, hemen işe koyuldu. Önce küçük Ayşe'nin yanına gitti. "Merhaba küçük hanım!" dedi neşeyle. Ayşe, başını çevirdi. "Benimle konuşma," diye mırıldandı. Palyaço Cici yılmadı. Bir balon şişirdi. "Fısss, fısss!" Balon kocaman oldu. Sonra elinden kaydı, "Püfff!" diye patladı. Ayşe'nin kaşları hafifçe kalktı. Cici, bu kez hokkabazlık yapmaya çalıştı. Üç topu havaya attı. "Hop, hop, hop!" Ama toplardan biri elinden kaydı, "Cumburlop!" diye yere düştü. Sonra diğer ikisi de "Güm, güm!" diye peşinden yuvarlandı. Cici'nin bu beceriksizliği, Ayşe'nin dudaklarında minik bir tebessüm oluşturdu.
Palyaço Cici, kasabanın meydanına gitti. Orada Belediye Başkanı Bay Somurtkan, gri şapkasıyla duruyordu. Cici, Başkan'ın yanına yaklaştı. "Sayın Başkan, size bir numara göstereyim mi?" diye sordu. Başkan, "Hayır!" diye tersledi. Cici, bir kova suyu eline aldı. "Şırıl şırıl" sesler çıkıyordu. Sanki Başkan'ın üzerine dökecek gibi yaptı. Başkan "Aman tanrım!" diye bağırdı. Ama Cici, suyu kendi kafasından aşağı döktü. "Cumburlop!" Islak saçları alnına yapıştı. Bu komik görüntüye, meydandaki birkaç çocuk "Kıkır kıkır" güldü. Başkan bile, belli etmese de, hafifçe gülümsedi.
Palyaço Cici, her gün yeni bir numara denedi. Bazen bir ipin üzerinde yürümeye çalışır, "Tıpış tıpış" adımlar atar, sonra "Taklacop!" diye yuvarlanırdı. Bazen de dev bir sandviç yermiş gibi yapar, "Hapır hupur" sesler çıkarırdı. Kasaba halkı, Palyaço Cici'nin bu neşeli hallerine önce şaşırdı. Sonra yavaş yavaş merak etmeye başladılar. Küçük Ayşe, her gün Cici'yi izler oldu. Bir gün Palyaço Cici, ağzında kocaman bir kurabiye ile Ayşe'ye baktı. "Hımmm, hımmm!" diye sesler çıkararak, komik bir şekilde çiğnedi. Ayşe, dayanamadı ve "Hahaha!" diye kahkaha attı. Bu, kasabada duyulan ilk gerçek kahkahaydı!
Ayşe'nin kahkahası, rüzgar gibi yayıldı. Diğer çocuklar da Ayşe'ye katıldı. "Hahaha, hihihi!" sesleri Neşesizler Kasabası'nı doldurdu. Belediye Başkanı Bay Somurtkan bile, Cici'nin sakarlıklarıyla dolu bir gösterisinde, bastonunu yere düşürüp, "Ha ha ha!" diye koca bir kahkaha attı. Kasaba halkı anladı ki, neşe ve gülmek, hayattaki en değerli şeydi. Palyaço Cici, herkese gülmeyi, hayatı daha neşeli görmeyi öğretmişti. Kasabanın adı değişti, Neşeliler Kasabası oldu. Herkes Palyaço Cici'yi çok sevdi. Artık kasabada her gün "Şen şakrak" kahkahalar duyuluyordu. Cici'nin kalbi, bu mutlu seslerle doluydu. Çünkü içten gelen bir gülümsemenin değerini herkes anlamıştı.
Palyaço Cici, Neşeliler Kasabası'nda yaşamaya devam etti. Herkes onu çok seviyor, onun sayesinde gülmenin ne kadar güzel olduğunu biliyordu. Kasaba, eski kasvetli halinden eser kalmamış, rengarenk çiçeklerle, kahkahalarla dolu bir yer olmuştu. Küçük Ayşe'nin yüzünde artık hep bir gülümseme vardı. Belediye Başkanı Bay Somurtkan bile artık daha az somurtuyor, hatta bazen şakalar yapıyordu. Çünkü Palyaço Cici, herkese neşeyi bulaştırmıştı. Neşeliler Kasabası'nda her gün mutlu kahkahalar yankılanıyordu.
...İşte bu neşeli masal da burada bitti, kalplerimizdeki gülümsemelerle hayatın her zaman daha güzel olduğunu hatırlattı.